Anasayfa / 8. Sınıf İnkılap Tarihi / 8. Sınıf Ders Notları / 8. Sınıf İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Dersi Ders Notları

8. Sınıf İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Dersi Ders Notları

T.C. İNKILÂP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK DERSİ DERS NOTU

  1. DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİ OSMANLI DEVLETİ’NİN GENEL DURUMU

Ekonomik Durum:

  1. Avrupa’daki gelişmelerin hiçbiri yaşanmamıştır.
  • Avrupa’da Rönesans ve Reform hareketleri sonucu özgür düşünce ortamı oluşmuş, Aydınlanma felsefesinin yaşanması ile bilim ve teknik alanında önemli gelişmeler olmuş (ama Osmanlı’da bu gelişmeler yaşanmamış).
  • Coğrafi keşifler sonucu sömürgeleşme hareketi başlamış, Avrupa zenginleşmiş (bu keşifler sonucu yeni ticaret yolları bulunmuş, Osmanlı’nın elindeki ticaret yolları önemini kaybetmiş).
  • Avrupa’da bilimsel gelişmelerin üretim alanında uygulanması sonucu Sanayi Devrimi gerçekleşmiş. Sanayi Devrimi sonuçları; emek azaldı, üretim arttı; üretimde aletin yerini makine aldı; uluslar arası ticaret hızlandı; işçi sınıfı oluştu; göçler başladı, büyük kentler oluştu; hammadde ve pazar sorunu sömürgeciliği başlattı; sömürgecilik uluslar arası rekabeti doğurdu (Osmanlı Devleti, Sanayi Devrimi’ni yaşayamaması sonucunda, hammadde ve Pazar alanı olmuştur).
  1. 1841 yılında kapitülasyonların devlet denetiminden çıkması ile ekonomik iflasın eşiğine gelinmiş ve Avrupa’nın açık pazarı olunmuştur.
  • Osmanlı sanayisi çökmüş, hammadde üreticisi konumuna gelmiştir.
  • Dışarıdan bol sayıda ucuz hammadde gelmesi ile Avrupa’nın açık pazarı haline gelmiştir.
  • Lonca örgütü önemini yitirmiş, işsizlik artmıştır.
  • Dış ticaret açığı artmıştır.

Siyasal Durum

  1. Sened-i İttifak: II. Mahmut ile ayanlar [büyük toprak sahipleri] arasında imzalandı. Sened-i İttifak’a göre, ayanlar devlet otoritesini tanıyacak, ıslahatları benimseyecek, buna karşılık bulundukları bölgede vergi toplama hakkını elde edeceklerdi.

NOT: Osmanlı Devleti’nde demokratikleşme alanında atılan ilk adım 1808 yılında imzalanan Sened-i İttifak’tır. Bu belge ile padişahın otoritesi, egemenlik hakları ilk kez kısıtlanmıştır. Ayrıca Osmanlı Devleti’nin ayanlara söz geçiremeyecek kadar zayıf olduğunu gösterir.

  1. Tanzimat Fermanı ve Islahat Fermanı: Padişahın egemenlik hakları ilk kez yasayla kısıtlanmıştır. Anayasal düzenin ilk adımıdır.
  2. ve II. Meşrutiyet: Padişahın egemenlik hakları ilk kez Anayasa ve Parlamento (meclis) ile kısıtlanmıştır. Halk yönetime katılmaya başlamıştır.

NOT: Ekonomik güçsüzlüğün sonucunda, Osmanlı’nın dünya siyasi yaşamında pek fazla etkisi bulunmuyordu.

Sosyal Durum:

  1. Tanzimat Fermanı ile tüm halkın can, mal ve namus güvencesi sağlanmıştır.
  • Anadolu, Türk köylüsünün malı değildi, bu nedenle de mal ve can güvencesi pek bir şey ifade etmiyordu.
  • Ticaret azınlıkları, tarım ise Türklerin yaptığı uğraşlardı (uğraşları da toplum içindeki statülerini belirliyordu).
  1. Askerlik tamamen Türklere ait bir uğraş olmuştu, azınlıklar askerlik yapamazdı.
  2. Ordu, eski sayısı ve gücünü kaybetmişti (Tımar sistemi bozulmuş, bu da hem orduyu hem de ekonomiyi etkilemişti).
  3. İmparatorluk içinde çok sayıda din ve ulustan insanlar bulunuyordu.

Sömürgecilik:

  1. Sanayi Devrimi’nin doğal sonucu olarak ortaya çıkmıştır.
  2. Seri üretim, bol hammadde gereksinimini de beraberinde getirmiştir.
  3. Üretilen sanayi malları için de Pazar gereksinimi, sömürge yarışını hızlandırmıştır.
  4. İlk sömürgeci devletler: İngiltere, Fransa, Hollanda ve Belçika’dır.
  5. Almanya ve İtalya; siyasi birliklerini geç tamamladıkları için sömürgecilik eylemlerinde geç kalmışlardır.
  6. MEŞRUTİYET (11 Aralık 1876)

Nedeni:

  • İmparatorluğun içine düştüğü ekonomik, siyasal, idari, sosyal ve askeri bunalımdan kurtarılmak istenmesi.
  • Panislavist politikaya karşı önlem almak.
  • İmparatorluğun birliğini sağlamak.
  • Avrupalı devletlerin içişlerimize karışmasına engel olmak.

Gelişme: Avrupa’da eğitimlerini tamamlayan Osmanlı aydınları (Mithat Paşa, Ziya Paşa, Namık Kemal) Padişah II. Abdülhamit’e zorla ilan ettirmişlerdir.

1876 Anayasası’nın Genel Özellikleri (Kanun-i Esasi)                                                                             

  1. Ulusal tepkinin sonucunda gerçekleşmediğinden ulusal iradenin ürünü değildir.
  2. Son söz yine padişaha ait olduğundan padişahın yetkileri kısıtlanmamıştır.
  3. Halk yönetime katılmamıştır.

Sonucu: Padişah II. Abdülhamit, 1877–1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nı (93 Harbi) bahane ederek Meclis’i kapatmış ve Anayasal düzene son vermiştir.

Önemi: Yürürlükte çok kısa kalmasına rağmen daha sonraki olaylara öncülük etmiş (II. Meşrutiyet) ve fikirlerin olgunlaşmasında etkili olmuştur.

NOT: Kanun-i Esasi; Türk tarihinin ilk anayasasıdır. Osmanlı Devleti’nde Anayasal düzenin başlangıcı olmuştur.

  1. MEŞRUTİYET (23 Temmuz 1908)
  2. Abdühamit’in, Meclisi kapatması sonucu İstibdat (baskı) Dönemi başladı.
  3. Meşrutiyet’i yeniden kurmak isteyen aydınlar ve yüksek okul gençleri İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni (Birlik ve Yükselme) kurdular.
  4. İngilizlerin ve Rusların Reval şehrinde bir araya gelerek, Makedonya’nın Osmanlı Devleti’nden ayrılması konusunda anlaşmaları üzerine, İttihat ve Terakki Cemiyeti Meşrutiyet’in yeniden ilan ettirmek, Avrupa devletlerinin Osmanlıların içişlerine karışmasını önlemek için harekete geçti.
  5. Cemiyete bağlı subaylardan Enver Bey Selanik’te, Niyazi Bey Manastır’da kendilerine bağlı askerlerle ayaklandılar.
  6. Ayaklanmanın genişlemesinden çekinen II. Abdülhamit, meşrutiyeti yeniden ilan ettirmek zorunda kaldı (1908).
  7. Meşrutiyet Sonrası Siyasal Gelişmeler
  • Osmanlıcılık düşüncesi yerine, Türkçülük düşüncesi egemen olmuştur.
  • Bulgaristan bağımsızlığını elde etmiştir (1908).
  • Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Bosna-Hersek’i topraklarına katmıştır.
  • Yunanistan, Girit’i topraklarına katmıştır.

31 Mart Olayı (13 Nisan 1909 / Hicri takvime göre 31 Mart)

Nedeni. İtilaf ve Hürriyet Partisi’nin (Uyuşma ve Özgürlük) meşrutiyet yönetimine son vermek ve eski düzeni yeniden getirmek istemeleri, halkı kışkırtmaları sonucu İstanbul’da ayaklanma çıktı.

Sonucu

  • Ayaklanma Selanik’ten İstanbul’a gönderilen Hareket Ordusu tarafından bastırıldı (Kurmay Başkanı M. Kemal).
  • İsyan bastırıldı, suçlular cezalandırıldı. II. Abdülhamit tahttan indirilerek yerine V. Mehmet Reşat getirildi.
  • Anayasada bazı demokratik değişiklikler yapıldı (padişahın meclisi açma-kapama yetkisi, sürgüne gönderme yetkisi elinden alındı, padişah meclise karşı sorumlu oldu).

Özelliği: Osmanlı Devleti’nde mevcut yönetime ve Anayasal düzene karşı ilk gerici nitelikteki ayaklanmadır.

  1. DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİ GELİŞMELER

TRABLUSGARP SAVAŞI (1911–1912)

  • Osmanlı Devleti ile İtalya arasında yapılmıştır.
  • Sebepleri; siyasi birliğini geç tamamlayan İtalya’nın sömürge (hammadde ve pazar) arayışı; Avrupa devletlerinin İtalya’yı desteklemeleri.
  • Osmanlı Devleti Derne, Tobruk ve Bingazi’de önemli başarılar kazandı (gönüllü subaylardan M. Kemal ve Enver Bey önemli başarılar kazandı).
  • Trablusgarp Savaşı sürerken Balkan Savaşları patlak verdi. Bunun üzerine Osmanlı Devleti ile İtalya arasında Uşi Antlaşması yapıldı (15 Ekim 1912).
  • Uşi Antlaşmasına göre; Trablusgarp ve Bingazi İtalya’ya bırakıldı; Oniki Ada Osmanlı Devleti’ne verildi (ancak Balkan Savaşları sonuna kadar İtalya’da kalacaktı).

NOT: Uşi Antlaşması ile Osmanlı Devleti Kuzey Afrika’daki son toprak parçası olan Trablusgarp’ı (Libya) kaybetmiş oldu. Ege’deki Türk egemenliği sona erdi.

NOT: İtalya, Oniki Ada’yı Osmanlı Devleti’ne geri vermedi. II. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkınca 1947’de bu         adaları Yunanistan’a bıraktı.

BALKAN SAVAŞLARI (1912–1913)

  1. Balkan Savaşı (1912–1913)
  • Osmanlı Devleti ile Yunanistan, Bulgaristan, Karadağ ve Sırbistan arasında yapıldı.
  • Sebepleri; Balkan Devletlerinin Osmanlı Devleti’nin Balkanlarda kalan son toprak parçalarını paylaşmak istemeleri; Milliyetçilik akımının Balkan milletleri üzerindeki etkileri; Rusya’nın Panislavist politikası gereği Osmanlı Devleti’ni Balkanlardan atma isteği; Osmanlı Devleti’nin Trablusgarp’ta İtalya ile savaşta olması; Osmanlı ordusunun eski gücünü yitirmesi.
  • Savaş öncesi ordunun bir bölümünün terhis edilmesi, komutanlar arasındaki uyumsuzluk gibi nedenlerden, Osmanlı Devleti yenildi. Osmanlı Devleti ile Balkan Devletleri arasında Londra Antlaşması yapıldı (1913).

Londra Antlaşması (30 Mayıs 1913)

  1. Osmanlı Devleti’nin batı sınırı Midye-Enez olarak belirlendi (Osmanlı Devleti, Midye-Enez çizgisinin batısındaki tüm topraklar kaybedildi).
  2. İmroz (Gökçeada) ve Bozcaada dışındaki tüm Ege adaları Yunanistan’a verilmiştir.
  3. Arnavutluk ve Ege adalarının geleceğini batılı devletler belirleyecekti.
  4. Büyük çoğunluğu Bulgarların eline geçen Balkanlardaki Osmanlı toprakları Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan arasında paylaşıldı.

NOT: Savaş sırasında Arnavutluk bağımsızlığını ilan etti. Arnavutluk Osmanlı Devleti’nden ayrılan son Balkan devletidir (28 Kasım 1912).

  1. Balkan Savaşı (1913)
  • Balkan Savaşında Yunanistan, Sırbistan ve Romanya birleşerek Bulgaristan’a savaş açtı.
  • Sebepleri; I. Balkan Savaşı sonunda yapılan antlaşmada Bulgaristan’ın daha fazla toprak alması; Makedonya topraklarının paylaşılmasında Balkan devletlerinin anlaşamaması.
  • Osmanlı Devleti Balkan devletlerinin kendi aralarında yaptığı savaşı fırsat bilerek Edirne ve Kırklareli’yi (Doğu Trakya) geri aldı.
  • Savaş sonunda Balkan Devletleri kendi aralarında Bükreş Antlaşmasını imzaladılar (10 Ağustos 1913).
  • Osmanlı Devleti ile Bulgaristan arasında İstanbul Antlaşması (29 Eylül 1913), Yunanistan ile Atina Antlaşması (14 Kasım 1913) yapıldı. Sırbistan ile sınır olmadığından antlaşma yapılmamıştır.

NOT: İstanbul Antlaşması, Lozan’da onaylanarak günümüz Türk-Bulgar sınırı çizildi.

Balkan Savaşlarının Sonuçları

  • Osmanlı Devleti Balkan topraklarının tamamına yakınını kaybetti (Batı Trakya, Makedonya, Ege Adaları elden çıktı).
  • Osmanlı Devleti’nin Avrupa’daki varlığı Doğu Trakya ile sınırlı kaldı.
  • Balkanlardan Anadolu’ya göçler oldu.
  • Yunanlılar Ege adalarını işgal ettiler.
  • Türk ordusunda yenilik gereksinimleri ortaya çıktı.
  • Balkanlardaki Türklerin durumu sorun oldu, bu sorun günümüze kadar devam etti (Batı Trakya Türk Sorunu).
  • Arnavutluk bağımsızlığını ilan ederek Osmanlı’dan ayrıldı.

NOT: Arnavutluk, Osmanlı Devleti’nin Balkanlarda kaybettiği son toprak parçasıdır.

NOT: I. Balkan Savaşı’na katılmayıp II. Balkan Savaşı’na katılan Balkan devleti Romanya’dır.

  1. DÜNYA SAVAŞI (1914–1918)
  2. Dünya Savaşı’ndan Önce Osmanlı Devleti’nin Durumu
  • Osmanlı Devleti 18. yüzyıldan itibaren Avrupa’daki bilim ve teknik alanında yapılan yenilikleri takip edemedi.
  • Fransız İhtilali’nden sonra yayılan milliyetçilik akımından Osmanlı Devleti olumsuz etkilendi. Osmanlı yönetimindeki milletler ayaklanmaya başladı.
  • Batılı Devletler, Osmanlı Devleti’nin topraklarını sömürge haline getirmek istediler.
  • Kapitülasyonlar nedeniyle Osmanlı ekonomisi zor durumdaydı.
  • Osmanlı Devleti Avrupa devletlerinin açık pazarı haline geldi. Sanayisi gelişemedi.
  • Osmanlı Devleti, ekonomisini düzeltmek için Avrupa’dan borç para aldı. Borçlarını ödeyemeyince Avrupalı devletler Duyun-u Umumiye (Genel Borçlar İdaresi) yönetimini kurdular.
  • Osmanlı Devleti’nin, içinde bulunduğu kötü durumdan kurtulmak, çöküşü önlemek için ıslahatlar yapıldı.
  • Tanzimat ve Islahat Fermanları ilan edildi, I. Meşrutiyet ve II. Meşrutiyet ilan edildi.
  1. Dünya Savaşı’nın Sebepleri
  2. Büyük devletler arasındaki sömürgecilik yarışı. (EN ÖNEMLİ SEBEP)
  3. Almanya (1871) ve İtalya’nın (1870) siyasi birliğini tamamlamasından sonra sömürge arayışına girmesi. Fransa ve İngiltere’nin sömürgelerine göz dikmesi.
  4. Sömürgecilik yarışının devletlerarası bloklaşmaya yol açması.
  5. Rusların Panislavizm politikası ile Boğazları ele geçirerek sıcak denizlere açılmak istemeleri.
  6. 1871’de yapılan Almanya-Fransa Savaşı’nda Almanya’nın Fransa’ya ait taş kömürü ve demir yataklarıyla ünlü Alsas-Loren bölgesini ele geçirmesi.
  7. Rusların Balkanlardaki Panislavizm politikasının Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nu olumsuz etkilemesi.
  8. Rusların Panislavizm haraketlerine karşı Avusturya-Macaristan’ın Pancermenizm politikası.
  9. Sırbistan’ın Bosna-Hersek bölgesini almak istemesi.
  10. Devletlerin silahlanmaya hız vermeleri, yani aşırı silahlanmaları.
  11. Avusturya-Macaristan veliahtının Saraybosna’da bir Sırplı tarafından öldürülmesi

(savaşın bahanesi, görünen sebep).

NOT: I. Dünya Savaşı’nın en önemli sebebi; SÖMÜRGECİLİK’tir.

Panislavizm: Slav uluslarının birliği politikasıdır. Öncülüğünü Rusya çekmektedir.

Pancermenizm: Alman uluslarının birliği politikasıdır. Öncülüğünü Almanya çekmektedir.

Üçlü İtilaf (Anlaşma) Devletleri: İNGİLTERE, FRANSA, RUSYA

Üçlü İttifak (Birleşme) Devletleri: ALMANYA, AVUSTURYA-MACARİSTAN, İTALYA

NOT: I. Dünya Savaşı başlarında İtalya taraf değiştirerek İtilaf Devletleri tarafına geçti. İtilaf Devletleri İtalya’ya Batı Anadolu, İzmir ve çevresini vaat etmişti. İttifak Devletleri İtalya’nın oluşturduğu boşluğu Osmanlı Devleti ve Bulgaristan ile doldurdu. Savaş devam ederken İtilaf Devletleri tarafına Romanya, Sırbistan, Japonya, Brezilya, Yunanistan, Portekiz, Amerika Birleşik Devletleri geçti.

Osmanlı Devleti’nin Savaşa Girme Nedenleri

  • Osmanlı Devleti’nin kaybettiği toprakları (Mısır, Kars, Ardahan, Batum, Girit ve Kıbrıs Adası) geri almak istemesi (en önemli sebep)
  • Trablusgarp ve Balkan savaşlarında kaybettiği toprakları geri alma düşüncesi.
  • İngiliz, Fransız ve Rus sömürgesi altında yaşayan Müslüman milletleri bağımsızlıklarına kavuşturmak istemeleri.
  • Siyasi yalnızlıktan kurtulmak istemesi.
  • Borçlardan ve kapitülasyonlardan kurtulma isteği.
  • Devletin eski gücünü ve itibarını yeniden kazanmak istemesi.
  • Ekonomik çıkmazdan kurtulmak ve iktidara tam egemen olmak istenmesi.

Osmanlı Devleti’nin Almanya’nın Yanında Savaşa Girmek İstemesinin Sebepleri

  • Osmanlı Devleti’nin (İttihat ve Terakki Partisi) Almanya’nın savaşı kazanacağına olan inancı.
  • İttihat ve Terakki Partisi yöneticilerinin (Enver Paşa, Ziya Paşa) Alman hayranlığı.
  • Osmanlı Devleti ve Almanya arasında gizli bir anlaşmanın yapılması.
  • İngiltere, Fransa ve Rusya’nın Osmanlılara karşı düşmanca politikalar izlemesi.
  • Rusya ile aynı tarafta olmanın imkânsızlığı.

Almanya’nın Osmanlı Devleti’ni Kendi Yanında Savaşa İstemesinin Sebepleri                                                    

  • Yeni cepheler açarak ve savaşı daha geniş alanlara yayarak savaşın yükünü hafifletmek istemesi.
  • Osmanlı Devleti’nin jeopolitik konumundan yararlanmak istemesi.
  • Osmanlı Devleti’nin dini gücünden (halifenin gücünden) yararlanarak bütün Müslümanları İtilaf Devletlerine karşı kullanmak istemesi.
  • Rusya’ya Boğazlar yoluyla yardımda bulunulmasını engellemek istemesi.
  • Osmanlı Devleti’nin insan gücü ve hammadde kaynaklarından yararlanmayı amaçlaması.
  • Süveyş Kanalı’nın denetimini ele geçirip İngiltere’nin sömürgeleri ile olan bağlantısını kesmek.
  • Berlin-Bağdat demiryolu hattı ile Musul-Kerkük petrollerinden yararlanmak istemesi.
  • Savaş sonunda Osmanlı Devleti’nin hammaddelerinden yararlanarak, Osmanlı Devleti’ni pazar haline getirmek istemesi.

Osmanlı Devleti’nin Savaşa Girmesi                                                                                                       

Akdeniz’de İngilizlerden kaçan iki Alman gemisi (Goben ve Breslav) Osmanlı Devleti’ne sığındılar. Osmanlı Devleti bu iki gemiyi satın aldığını bildirerek İngilizlere vermeyi reddetti. Gemilerin adları Yavuz ve Midilli olarak değiştirildi. Daha sonra bu iki Alman gemisi mürettebatı Türk kıyafetleri girmiş bir şekilde Karadeniz’e açılarak  Rus limanlarını (Odessa ve Sivastopol) bombaladı. Bunun üzerine Rusya Osmanlı Devleti’ne savaş açtı. Böylece Osmanlı Devleti bir oldu-bittiyle savaşa girmiş oldu.

Osmanlı Devleti’nin Savaşa Girmesiyle;

  • Savaş geniş bir alana yayıldı.
  • Savaşı süresi 2 yıl uzadı.
  • Almanya’nın savaştığı cephelerin sayısı azaldı.
  • Yeni cepheler açıldı, mevcut cepheler genişledi.
  • İtilaf Devletlerinin özellikle Rusya’nın işi zorlaştı.

          Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’nda Savaştığı Cepheler

Kafkasya (Doğu) Cephesi

  • Osmanlı Devleti’nin savaştığı ilk cephedir (22 Aralık 1914).
  • Bu cephede Osmanlı Devleti, Ruslar ve onları destekleyen Ermeniler’le savaştı.
  • Cephe Almanların isteği üzerine açıldı.
  • Cephenin açılma nedeni; Almanya’nın Bakü petrollerini ele geçirmek istemesi; Enver Paşa’nın Orta Asya Türkleri’ni Osmanlı Devleti çatısı altında toplamak istemesi (Pantürkizm düşüncesi); Avusturya’nın Rusya ve İngiltere karşısında rahatlamak istemesi.
  • Savaşı, kış şartlarının ağır olmasından dolayı Osmanlı Devleti kaybetti.
  • Sonuçları; Ruslar, Muş, Bitlis, Trabzon, Erzurum ve Erzincan’ı ele geçirdiler; İtilaf Devletleri Çanakkale’yi geçemediler ve Rusya’ya yardım gönderemediler. Bunun sonucunda Rusya’da ihtilal çıktı ve Rusya savaştan çekilmek zorunda kaldı (Brest-Litowsk Antlaşmasını imzalayıp savaştan çekildi/3 Mart 1918).

NOT: Daha sonra bu cepheye komutan olarak atanan M. Kemal, Rus ilerleyişini durdurdu, Muş ve Bitlis’i geri aldı.

NOT: Anadolu’da yaşayan Osmanlı vatandaşı Ermeniler, İngilizler ve Ruslar tarafından ayrı bir devlet kurma vaadiyle Osmanlı’ya karşı kışkırtılmışlardır. Kafkasya cephesinde Türk ordusuna karşı Rusya’nın yanında yer almışlar ve bilge halkına zarar vermişlerdir. Osmanlı Devleti bu isyanlar üzerine 27 Mayıs 1915 tarihinde Sevk ve İskân Kanunu’nu (Tehcir Yasası) çıkarmışlardır. Bu kanunla bazı Ermeniler, Suriye ve Irak’ın kuzeyine tehcir (göç) ettirilmişlerdir. Tehcir sırasında, bazı Ermeniler, salgın hastalıklar, göç esnasında yapılan hırsızlıklar vs. sebeplerle hayatlarını kaybettiler.

Kanal (Süveyş) Cephesi                                                                                                               

  • Almanların isteği ile açıldı (14 Ocak 1915).
  • Bu cephede Osmanlı Devleti İngilizlerle savaştı.
  • Nedeni; Osmanlı Devleti’nin Mısır’ı geri almak istemesi; Süveyş Kanalı’nı ele geçirip, İngilizlerin Hindistan sömürgeleri ile bağlantısını kesmek istemesi.
  • Savaşı, Osmanlı Devleti kaybetti (iklim koşulları, insan ve malzeme yetersizliği nedeniyle).

Irak Cephesi                                                                               

  • Cepheyi İngilizler açmıştır (1914–1917)
  • Nedeni; İngiltere’nin Musul (Irak) petrollerinden yararlanmak istemesi; İngiltere’nin kuzeye çıkıp Rusya ile birleşmek istemesi, Türk güçlerinin İran’a girip Hindistan’ı tehdit etmesine engel olmak istemesi (sömürge yollarının güvenliğini sağlamak istemesi); Rusya’ya yardım etmek istemesi.
  • Savaşı, Osmanlı Devleti kaybetti.
  • Sonucu; zengin petrol yataklarına sahip Kuzey Irak, İngiltere’nin denetimine girdi.

Filistin-Suriye                                                                             

  • Osmanlı Devleti, İngiliz ve Araplarla savaştı. Osmanlı Devleti, bu savaşı kaybetti.

Hicaz-Yemen

  • Osmanlı Devleti, İngiliz ve Araplarla savaştı.
  • Nedeni; Osmanlı Devleti’nin İngiliz ve Arapların elindeki kutsal yerleri ele geçirmek istemesi.
  • Savaşı, Osmanlı Devleti kaybetti.

Çanakkale Cephesi

  • Cephe İtilaf Devletleri tarafından açılmıştır (1915).
  • Nedeni; Çanakkale ve İstanbul Boğazları’nı alıp İstanbul’u ele geçirmek; Rusya’ya yardım götürmek; Anadolu ve Rumeli arasındaki bağlantıyı kesmek; Osmanlı’yı savaş dışı bırakmak.

Çanakkale Cephesi’nin Sonuçları

  • Rusya’ya yardım gönderilemediği için ihtilal çıktı ve Rusya savaştan çekildi (Rusya’da Bolşevik İhtilali çıktı, Çarlık rejimi yıkıldı. 3 Mart 1918’de Brest-Litowsk anlaşması imzalandı ve Rusya savaştan çekildi)
  1. Dünya Savaşı uzadı ve geniş bir alana yayıldı.
  • Bulgaristan İttifak Devletleri tarafına geçti.
  • Yaklaşık 500 bin insan öldü.
  • İtilaf Devletleri amaçlarına ulaşamadılar.
  1. Kemal bu cephedeki başarılarından dolayı tanındı (Kurtuluş Savaşı’nda lider olarak kabul edilmesine neden oldu).
  • Türklerin bu cephedeki başarıları diğer devletlere örnek oldu ve bu devletler bağımsızlık mücadelesi başlattı.

NOT: Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı’nda müttefiklerine yardım etmek amacıyla Sınırları Dışında da savaştı. Sınırlarımız Dışında Savaştığımız Cepheler: Romanya, Makedonya, Galiçya.

ABD, savaşın başında tarafsızdı. Ancak İngiltere ve Fransa’ya gemi, silah, cephane vs. satıyordu. Bunun üzerine Almanya, ABD’nin ticaret gemilerini batırmaya başladı. Ekonomik zarara uğrayan ABD böylece I. Dünya Savaşı’na girdi (1917). İngiltere’nin I. Dünya Savaşı’na girmesi ile savaşı İtilaf Devletleri kazandı.

NOT: ABD başkanı Wilson, I. Dünya Savaşı girerken Wilson İlkeleri’ni yayınladı.

Wilson İlkeleri (8 Ocak 1918):

  • Yenenler yenilenlerden toprak almayacaktır (savaş sonunda yenenler bu maddeyi aşacaklar, manda-himaye yönetimi kurdular).
  • Yenenler yenilenlerden savaş tazminatı almayacaktır.
  • Devletlerarasında gizli antlaşmalar yapılmayacaktır.
  • Dünya’da kalıcı bir barış için “Milletler Cemiyeti” (Cemiyet-i Akvam) kurulmalıdır.

NOT: Milletler Cemiyeti savaş sonucu kurulmuş, kuruluş amacı yeni bir dünya savaşını önlemek ve barışı korumaktı. Ancak bir süre sonra, cemiyet, büyük devletlerin kontrolüne girdiğinden ve II. Dünya Savaşı’nı engelleyemediğinden 1945 sonrası kapatılmış, yerine Birleşmiş Milletler kurulmuştur.

  • Her devlet kendi güvenliğini koruyacak kadar silah üretecektir.

NOT: Dünya’da ilk silahsızlanma önerisidir.

Türkleri İlgilendiren Kısım;

  • Türklerin çoğunlukta olduğu bölgelerde kesin egemenlik hakkı tanınmalıdır.
  • Türk egemenliğinde yaşayan diğer milletlere kendi kendini yönetme hakkı verilmelidir (bizim için kötü bir madde).
  • Boğazlar, bütün devletlerin gemilerine açık olmalıdır (bu da bizim için kötü bir madde).

NOT: Wilson İlkeleri genel olarak yenilen devletleri koruyucu niteliktedir. Bunun nedeni; İngiltere ve Fransa’nın toprak ve savaş tazminatı alarak güçlenmesini istememeleridir.

NOT: Wilson İlkeleri, Kurtuluş Savaş’ımızın temel belgesi olan Misak-ı Milli’nin içeriğini oluşturmuştur.

Savaşın Sonunda İmzalanan Ateşkes Antlaşmaları                                                                                

  • Bulgaristan = Sofya Ateşkes Antlaşması (29 Eylül 1918)
  • Osmanlı Devleti = Mondros Ateşkes Antlaşması (30 Ekim 1918)
  • Avusturya-Macaristan = Villa Gusti Ateşkes Antlaşması (3 Kasım 1918)
  • Almanya = Rethondes Ateşkes Antlaşması (11 Kasım 1918)

NOT: I. Dünya Savaşı’nın sonunda imzalanacak barış antlaşmalarının maddeleri Paris Barış Konferansı’nda belirlendi (18 Ocak 1919)

  1. Dünya Savaşı’nı Bitiren Barış Antlaşmaları

İtilaf Devletleri ile;

  • Almanya = Versay Antlaşması (28 Haziran 1919)
  • Avusturya = Sen Germen Barışı(10 Eylül 1919)
  • Macaristan = Triyanon Antlaşması (6 Haziran 1920)
  • Bulgaristan = Nöyyi Antlaşması (27 Kasım 1919)
  • Osmanlı Devleti = Sevr Antlaşması (10 Ağustos 1920)

NOT: Sevr Barış Antlaşması uygulanmamıştır. Çünkü devletlerarası hukuka göre bir atlaşmanın uygulanabilmesi için meclis tarafından onaylanması gerekir.

  1. Dünya Savaşı’nın Sonuçları
  • Dünya Savaşı’nı İtilaf Devletleri kazandı.
  • Çok uluslu devletler (Osmanlı, Avusturya-Macaristan, Çarlık Rusya’sı) yıkıldı.
  • Polonya, Çekoslovakya, Yugoslavya, Avusturya, Macaristan, Sovyetler Birliği, Türkiye gibi yeni devletler kuruldu.
  • Dünya barışını sağlamak, devletlerarası sorunları çözmek amacıyla “Milletler Cemiyeti” (Cemiyet-i Akvam) kuruldu (20 Ocak 1920).
  • Bazı ülkelerde rejim (yönetim) değişikliği oldu. İtalya’da Faşizm, Almanya’da Nazizim, Rusya’da Kominizm (Sosyalizm) gibi. Cumhuriyet yaygınlaştı.
  • Sömürgecilik isim değiştirerek manda ve himaye adı ile devam etti.
  • Almanya tüm sömürgelerini kaybetti, ordusu terhis edildi, silah sanayi kurması yasaklandı.
  • İngiltere büyük bir ekonomik güce sahip oldu.
  • Rusya’da çarlık rejimi yıkılmış, dünya tarihinde ilk kez sosyalist bir yönetim kurulmuştur.
  • Dünya Savaşı’nın sonuçları II. Dünya Savaşı’na zemin hazırladı (Versay Antlaşması çok ağır şartları olan bir antlaşmaydı, şartları II. Dünya Savaşı’nın bir sebebi oldu).

NOT: I. Dünya Savaşı’ndan en kazançlı çıkan devlet İngiltere oldu. İtalya galip devlet olmasına karşın savaştan istediği kazancı sağlayamadı, büyük bir ekonomik bunalıma girdi.

NOT: I. Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında MONDROS ATEŞKES ANTLAŞMASI ve SEVR BARIŞ ANTLAŞMASI imzalandı.

MONDROS ATEŞKES ANTLAŞMASI (30 Ekim 1918)

İtilaf Devletleri ve Osmanlı Devleti arasında 30 Ekim 1918’de Bahriye Nazırı Rauf Orbay başkanlığındaki Osmanlı komisyonu ile İngiliz temsilcisi Amiral Calthorp arasında Limni Adası’nın Mondros Limanı’nda imzalandı. Antlaşmanın maddeleri:

  • Çanakkale ve İstanbul Boğazları tüm antlaşma devletlerine açılacak.
  • Osmanlı ordusu terhis edilecek.
  • Orduya ait silahlar, cephane, donanma ve taşıtlar İtilaf Devletlerinin emrine verilecek.
  • Bütün haberleşme, ulaşım araç ve gereçleri İtilaf Devletlerinin denetimi altında bulundurulacaktı.
  • İtilaf Devletleri, kendi güvenliklerini tehdit edecek bir durum ortaya çıkarsa herhangi bir stratejik noktayı işgal edebileceklerdi (7. MADDE).
  • İtilaf Devletleri ve Ermeni esirleri serbest bırakılmış, Osmanlı esirleri iade edilmeyecekti.
  • Donanma, İtilaf Devletlerinin gösterecekleri limanlarda gözaltında tutulacaktı. Limanlar İtilaf Devletlerine
  • Trablus ve Bingazi, Hicaz, Yemen, Suriye ve Irak’ta bulunan Türk ordusu teslim olacaktı.
  • Hükümet iletişiminde telsiz, telgraf, kablo, posta örgütleri İtilaf Devletleri tarafından kontrol edilecektir.
  • Bütün demiryolları İtilaf Devletleri tarafından kontrol edilecektir.
  • Osmanlı Devleti üçlü İttifak Devletleri ile her türlü bağlantısını kesecekti.
  • Doğu Anadolu’daki altı ilde (Sivas, Erzurum, Van, Bitlis, Elazığ, Diyarbakır) karışıklık çıkarsa, İtilaf Devletleri, bu illerin herhangi birini işgal edebileceklerdi (24. MADDE). (Amaç Doğu Anadolu’da bir Ermeni Devleti kurmaktır. Antlaşmanın İngilizce metninde bu altı il için Ermeni illeri denilmektedir).

NOT: Antlaşmanın Osmanlı Devleti için en ağır maddesi 7. maddedir. Bu maddeye dayanarak İtilaf kuvvetleri    istedikleri bölgeyi işgal edebilme hakkına sahip olmuşlardır.

Ateşkesin Uygulanışı

İngiltere: Musul, Batum ve Kars’ı işgal ettiler. Samsun ve Merzifon’a asker çıkardılar.

Fransa: Dörtyol, Mersin, Adana, Urfa, Antep ve Maraş’ı işgal ettiler.

İtalya: Antalya, Aydın ve Konya’yı işgal ettiler.

Yunanistan: Doğu Trakya’yı işgal ettiler.

NOT: Mondros Mütarekesi’nden sonra İtilaf Devletlerinin işgal ettikleri ilk yer; MUSUL, ardından 13 Kasım 1918’de İstanbul ve 15 Mayıs 1919’da İzmir olmuştur (İtilaf Devletlerinin İstanbul’a girmesi ile Vahdettin, meclisi kapatarak meşrutiyet yönetimine son vermiştir).

NOT: Mondros Ateşkes Antlaşması ile Osmanlı Devleti fiilen ve hukuken sona ermiştir.

Paris Barış Konferansı (18 Ocak 1919)                                                                                                     

  1. İngiltere, Fransa, İtalya, ABD ve Japonya’nın liderliğinde 32 devletin katılımıyla gerçekleşti.
  2. Rusya’nın savaştan çekilmesinden sonra Osmanlı Devleti’nin paylaşım tasarılarını gerçekleştirmek için düzenlendi (gizli antlaşmalarda Doğu Anadolu, Boğazlar ve Trabzon çevresi Ruslar’a verilmişti. Rusya savaştan çekilince bu yerlerin yeniden paylaşılması gerekiyordu).
  3. Bu konferans sonunda I. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan devletlerle yapılacak barış antlaşmaları belirlendi.
  4. Fransa ve İngiltere konferansta Doğu Trakya ile İzmir çevresinin Yunanistan’a verilmesini sağladılar. Çünkü; İngiltere Doğu Akdeniz’de güçlü bir İtalya yerine zayıf bir Yunanistan’ı tercih ediyordu.

Paris Barış Konferansı’nın Önemi

  • İtilaf Devletleri “Doğu Sorunu”nu çözdüklerini sanmışlardır.
  • Yunanlıların İzmir’i işgal etmelerinin hukuki dayanağı olmuştur.
  • İtalya ile İtilaf Devletleri arasında ilk anlaşmazlık başlamıştır.

İzmir’in İşgali (15 Mayıs 1919)

  • Nedenleri: Paris Barış Konferansı’nda İngiltere ve Fransa’nın İzmir ve çevresini Yunanistan’a verme kararı alması; Yunanistan’ın yayılma ve büyüme politikası (megola idea/büyük Yunanistan).
  • Yunanistan’ın İzmir ve çevresinin işgalini haklı gösterme nedenleri: Batı Anadolu eski bir Yunan yurdudur; Ege Denizi’nin her iki yakası ekonomik bir bütündür; Batı Anadolu’da Türkler, Rum nüfustan daha azdır; Batı Anadolu’da Türkler, Rumları katletmektedir.
  • Sonucu: Osmanlı Hükümeti işgale karşı kayıtsız kaldı; Türk halkı durumun ciddiyetinin farkına vardı, işgal bütün yurtta protesto ve mitinglerle kınandı; işgallere karşı silahlı direniş çeteleri kuruldu (ilk kez Kuva-i Milliye [ulusal güçler] oluşmuştur).
  • İşgale karşı ilk tepkiyi gazeteci Hasan Tahsin gösterdi, düşmana ilk kurşunu attı.

NOT: İzmir’in işgali ulusal bilincin uyanmasına, yayılmasına ve Türklerin birleşmesine neden olmuştur.

  • Amiral Bristol Raporu hazırlandı.

Amiral Bristol Raporu (11 Ekim 1919)

  • Yunanlıların İzmir’i işgalinden sonra başlattıkları katliamlar nedeniyle Avrupa kamuoyu Türklerden yana bir tutum içerisine girdi.
  • Osmanlı Devleti’nin isteği üzerine katliamları araştırmak üzere bölgeye bir heyet gönderildi.
  • Amerikalı Amiral Bristol başkanlığında İngiliz, Fransız ve İtalyan generallerden oluşan heyet bir rapor yayımladı.
  • Düzenlenen raporda Yunanistan’ın bu bölgedeki işgallerinin haksız olduğu bildirildi. Batı Anadolu’da Yunanlıların propaganda ettiği gibi Rum nüfusun fazla olmadığı ortaya çıkmıştır.

NOT: Bristol Raporu, Türk milli mücadelesinin haklı olduğunu kabul eden ve destekleyen ilk uluslar arası belgedir.

MONDROS’TAN SONRA KURULAN CEMİYETLER                                       

Milli Varlığa Düşman (Zararlı) Cemiyetler

  1. Türklerin Kurdukları Zararlı Cemiyetler
  • Sulh ve Selamet-i Osmaniye Cemiyeti: Kurtuluşun padişah ve halifenin buyruklarına uymakla gerçekleşeceğine inanan kişilerin kurduğu cemiyettir.
  • Hürriyet ve İtilaf Cemiyeti: Meşrutiyet döneminin önemli siyasi kuruluşudur. İttihat ve Terakki Partisi’nin iktidarını yıkmak için mücadele etmiştir. Mondros Ateşkesinden sonra İtilaf Devletleri ile işbirliği yaparak Anadolu hareketine karşı çıkmıştır.
  • İngiliz Muhipleri Cemiyeti: Kurtuluşun İngiliz mandasına girmekle olacağını düşünenlerin kurduğu cemiyettir. Anadolu’da ayaklanmalar çıkararak ulusal direnci engellemek istemiştir. Osmanlı devlet adamları ve padişah da derneğin üyeleri arasındaydı. Bu nedenle diğer cemiyetlere göre daha fazla yaptırım gücüne sahiptir.
  • Teali-İslam Cemiyeti: Merkezi İstanbul’dadır. Medrese öğrencileri ve öğretmenleri tarafından kuruldu.

Osmanlı Devleti’nin içine düştüğü bunalımdan kurtulması için dine yönelmeli, halifenin buyruklarına uyulmalı,   şeriat ve halifelik makamlarının güçlendirilmesi gerektiğini savundular.

  • Kürt-Teali Cemiyeti: Wilson ilkelerine göre İngiliz desteği ile bağımsız bir Kürdistan kurmayı amaçlıyordu.
  • Wilson İlkeleri Cemiyeti: İstanbul’da bulunan bazı aydınlar, vatanın kurtuluşu için Amerikan mandasını savunmuşlardır.
  1. Azınlıklar Tarafından Kurulan Zararlı Cemiyetler
  • Mavri Mira (Kara Talih) Cemiyeti: Merkezi İstanbul’dur. Rum Patrikhanesi tarafından kuruldu. Yunan Kızılhacı, Resmi Göçmenler Komisyonu, Yunan Rum okullarındaki izcilik kurumları Mavri Mira’nın emri altında bulunuyordu. Bizans İmparatorluğu’nu yeniden canlandırmayı amaçlıyordu.
  • Rum Pontus Cemiyeti: Merkezi Samsun’dur. Doğu Karadeniz’de eskisi gibi Rum Pontus Devleti’ni kurmayı amaçlıyordu. Faaliyetlerine en geç son veren azınlık cemiyetidir.
  • Etnik-i Eterya Cemiyeti: Yunanlıların milli cemiyetidir. 18. yy’da kuruldu. Trabzon ve çevresinde bağımsız bir Pontus Rum Devleti kurmayı amaçlıyordu. Türkleri en uzun süre uğraştıran azınlık cemiyetidir.
  • Ermeni Taşnak-Hınçak Cemiyetleri: 1836’da İsviçre’de kuruldu. Daha sonra merkezini Londra’ya taşıdı. Ermeni patriği öncülüğünde mücadele veren bu cemiyetin amacı; Doğu Anadolu’da bağımsız bir Ermeni Devleti kurmaktı.

NOT: Azınlıkların kurduğu bu cemiyetleri İtilaf Devletleri desteklemiştir. Kuruluş amaçları İtilaf Devletlerinin Anadolu’yu işgalini kolaylaştırmaktı. Genel amacı bağımsız devlet kurmaktı.

Milli Varlığa Yararlı Cemiyetler (Ulusal Örgütler)

  • Trakya Paşaeli Cemiyeti: 1918’de Mavri Mira Cemiyeti’ne karşı Edirne’de kuruldu. Trakya bölgesindeki Rum işgaline karşı kuruldu. Amacı; Batı Trakya’yı içine alan ayrı bir devlet kurmaktı. Basın-yayın yoluyla kamuoyu oluşturmuş.
  • Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti: Doğuda bir Ermeni devleti kurulmasını önlemek amacıyla kuruldu. Merkezi İstanbul’du, Erzurum ve Elazığ’da da şubeleri vardı. Doğu Anadolu’da oturan bütün halkın dini ve siyasi haklarına sahip çıkmayı amaçladı. Erzurum Kongresi’nin toplanmasına öncülük etti.

NOT: Ulusal mücadeleye katkısı en fazla olan cemiyettir.

  • İzmir Müdafaa-i Hukuk-i Osmaniye Cemiyeti: İzmir’de Yunan işgalini önlemek için kuruldu. İzmir’in Türklüğü hakkında dünya kamuoyunu aydınlatmayı amaçladı. Anadolu’ya silah ve cephane gönderilmesine yardımcı oldu. Daha sonra ismini “Redd-i İlhak Cemiyeti” olarak değiştirdi.
  • Redd-i İlhak Cemiyeti: İzmir’in Yunanlılarca işgaline karşı kuruldu. Balıkesir ve Alaşehir Kongrelerinin toplanmasını sağladı. Kuva-i Milliye hareketini başlattı.
  • Milli Kongre Cemiyeti: Türkler hakkında dünyada yapılmış ve yapılmakta olan olumsuz propagandaya basın-yayın yoluyla karşılık vermek için kurulmuştur. Basın-yayın yoluyla Türk milletinin haklı davasını tüm dünyaya duyurmaya çalıştı.
  • Trabzon Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti: Karadeniz ve yöresinin Türklere ait olduğunu savunmak ve Rum Pontus devletine karşı çıkmak için kurulmuştur.
  • Kilikyalılar Cemiyeti: Merkezi İstanbul’dadır. Adana ve çevresini Fransız işgalinden korumak ve bölgenin Ermenilere verilmesini önlemek amacıyla kurulmuştur.

NOT: Bu ulusal örgütler Sivas Kongresi’nde birleştirilmiş, bir çatı altında toplanmıştır.

Ulusal Örgütlerin Genel Özellikleri

  • Bölgesel olarak kurulmuşlar ve ilkeleri milliyetçiliktir.
  • İşgallere karşı kurulmuşlardır.
  • Milli direniş bilincini uyandırmışlardır.
  • Bulundukları bölgenin Türklüğünü korumayı amaçlamışlardır.
  • Silahlı mücadele, basın-yayın yoluyla mücadele vermişlerdir.
  • Azınlık faaliyetlerini önlemek istemişlerdir.
  • Birbirlerinden kopuk hareket etmişlerdir.
  • Osmanlı hükümetinin işgallere karşı duyarsız kalması sonucu kurulmuşlardır.
  • Kuruluşlarında ulusal iradeyi temsil etmemektedirler.
  • Sivas Kongresi’nde birleştirilmişlerdir, böylece ulusal iradeyi temsil etmeye başlamışlardır.

KURTULUŞ SAVAŞI HAZIRLIK DÖNEMİ                

Kuva-i Milliye: İşgallere karşı ilk anda düzenli ordular kurma imkânı olmadığından, çeşitli bölgelerde; düşmana direnmek, düşmanı oyalamak amacıyla kurulan bölgesel nitelikli silahlı halk kuvvetlerine Kuva-i Milliye (Milli Kuvvetler) denir. Bu direniş gittikçe güçlenerek “Kuva-i Milliye Ruhu”nu oluşturdu.

İlk direnişi Hatay’da Fransız ve Ermenilere karşı başlatan milli kuvvetlerin, düzenli olarak ilk mücadelesi, İzmir’in işgalinden sonra Batı Anadolu ve Trakya’da Yunanlılarla oldu.

Oluşma Nedenleri

  • Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’ndan yenik ayrılması
  • Mondros Ateşkesi’ne göre ordularının terhis edilmesi
  • Anadolu’nun yer yer işgal edilmesi
  • Osmanlı Hükümetinin işgallere karşı duyarsız kalması ve halkın güvenliğini sağlayamaması
  • Düzenli ordu kuruluncaya kadar zaman kazanılmak istenmesi

Olumlu Çalışmaları (Yararları)

  • Düşman ordusunun ilerleyişini yavaşlattılar
  • Düzenli ordunun kurulmasına kadar askeri boşluğu doldurdular
  • TBMM’ye karşı çıkan ayaklanmaların bastırılmasında önemli katkıları oldu
  • En önemli yararı; ulusal bilincin uyandırılmasını sağlamak olmuştur

Olumsuz Çalışmaları

  • İhtiyaçlarını karşılamak amacıyla halka karşı zor kullanmışlardır
  • Askeri disiplinden yoksundurlar
  • Dağınık birlikler halinde örgütlenmişlerdir
  • Merkezi otoriteye (TBMM’ye) karşı çıkarak daha sonra ayaklanmışlardır (Örn. Çerkez Ethem)

Mustafa Kemal’in Samsun’a Çıkışından Önceki Durum 

  1. Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı’ndan yenik ayrılmıştır. Osmanlı ordusu dağılmıştır.
  2. Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandı (M. Kemal, I. Dünya Savaşı bittiğinde Yıldırım Orduları Grup Komutanı idi. Mondros Ateşkesi imzalandıktan sonra İstanbul’a geldi).
  3. Ülkeyi savaşa sokanlar (İttihat ve Terakki Cemiyeti) yurttan kaçmış.
  4. Osmanlı Hükümeti (Vahdettin ve Sadrazam Damat Ferit) sorunlara kayıtsız kalmış.
  5. İtilaf Devletleri ülkenin önemli bölgelerini işgal etmiş.
  6. Türkler yerel direniş örgütleri kurmuşlar.

Mustafa Kemal’in Samsun’a Çıkışı (19 Mayıs 1919)

Gönderilme Nedenleri

  1. Samsun ve yöresindeki Pontus Rumları ile Türkler arasında çıkan ayaklanmaları önlemek için 9. Ordu Müfettişi olarak görevlendirildi.
  2. Kemal’i İstanbul’dan uzaklaştırmak istiyordu. Nedeni: Hükümet işlerine karışması; Çanakkale kahramanı olarak halk arasında sevilmesi; ittihatçı olması.

Gitme Nedenleri

  1. Milli mücadeleyi başlatmak ve milli egemenliğe dayalı bir devlet kurmak istemesi
  2. Samsun ve yöresindeki Türk direnişini daha örgütlü duruma getirmek istemesi
  3. İstanbul’da kalarak vatanın kurtuluşuna katılmasının olanaksız olması
  4. İstanbul Hükümetinin vatanın kurtuluşu için hiçbir eyleme girişmemesi

NOT: M. Kemal, İngilizlerin isteklerini yerine getirmek ve Mütareke şartlarını uygulamak amacıyla Doğu Anadolu’da sivil ve askeri kurumlara emir verme yetkisiyle Samsun’a gitti.

NOT: 19 Mayıs 1919 tarihi Kurtuluş Savaşı’nın başlangıç tarihi olarak kabul edilir.

Samsun’da Yayınladığı Genelgeye Göre                                                                                                                

  • Samsun bölgesi Rumları, siyasi emellerinden vazgeçerse güvenlik kendiliğinden düzelir.
  • Türklüğün, yabancı manda ve denetimine tahammülü yoktur.
  • Yunanlıların, İzmir’de hakları yoktur. İşgal geçicidir.
  • Ulus, ulusal egemenlik temelini ve Türk Ulusçuluğunu kabul etmiştir. Bunu gerçekleştirmeye çalışacaktır.

Havza Genelgesi (28 Mayıs 1919)

Samsun, İngilizlerin kontrolü altındaydı. Rum çeteler etkinlik halindeydi. M. Kemal, Samsun’da rahat çalışamayacağını anlamıştı. Bu nedenle M. Kemal, Anadolu’nun daha içlerine doğru açılmayı uygun bulup, Havza’ya geçti. Havza’da İzmir’in işgalini Anadolu’ya duyurmak ve milli bilincin uyanmasını sağlamak amacıyla bir genelge yayımladı.

Genelgede;

  • İşgallere karşı protesto mitingleri yapılacak.
  • İtilaf Devletleri ve İstanbul Hükümetine işgalleri kınayan telgraflar çekilecek.
  • Mitingler sırasında azınlıklara kötü davranılmayacak.
  • Milli cemiyetlerin etkinliği sağlanacaktı.

Önemi;

  • Milli direniş bilinci ilk defa uyandırıldı. Ulusal bilinç ilk kez ulusal direnişe döndü.
  • İç ve dış düşmana karşı birlikte hareket etme yönünde halk uyandırıldı.
  • Kemal İstanbul’a geri çağrıldı. Ancak emri dinlemeyerek Amasya’ya hareket etti.

NOT: Havza Genelgesi’yle Kurtuluş Savaşı şahsi olmaktan çıkıp, ulusal bir kimlik kazanmıştır.

Amasya Genelgesi (22 Haziran 1919)

Genelge Koşulları:

  • Vatanın bütünlüğü ve milletin bağımsızlığı tehlikededir (AMAÇ).
  • İstanbul’daki hükümet üzerine düşen görev ve sorumlulukları yerine getirememektedir (GEREKÇE).
  • Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır (YÖNTEM).
  • Her türlü etki ve denetimden kurtulmuş ulusal bir kurulun varlığı gereklidir (Temsil Heyeti).
  • Anadolu’nun her yönden en güvenilir yeri olan Sivas’ta milli bir kongre toplanacaktır.
  • Bu kongreye katılmak üzere her bölgeden halkın güvenini kazanmış üç delegenin hemen yola çıkarılması gerekmektedir.
  • Katılacak delegeler; Müdafaa-i Hukuk, Redd-i İlhak Cemiyetleri ve Belediyeler tarafından seçilecektir.
  • Herhangi bir kötü duruma karşı bu durum milli bir sır halinde tutulmalı, delegeler gerekirse kimliklerini gizleyerek seyahat etmelidirler.
  • Askeri birlikler ve milli güçler hiçbir şekilde dağıtılmayacaktır (Mondros’a ilk açık tepki).

Önemi:

  • Kurtuluş Savaşı’mızın amacı, gerekçesi ve yöntemi açıklanmıştır.
  • Kurtuluş Savaşı’nın resmen ilanıdır. Anadolu ayaklanmasının eylemli olarak başladığını duyurmuştur.
  • Milli egemenlik ve bağımsızlık yolundaki ilk adımdır, yani ilk belgedir.
  • İstanbul Hükümetinin Anadolu’ya egemen değil, bağlı olmak zorunda olduğu fikri benimsendi ve İstanbul Hükümeti yok sayıldı.
  • Milli irade esasına dayalı hükümet fikrinin ilk dayanağıdır.
  • İtilaf Devletleri ve İstanbul Hükümetine bir uyarı niteliği taşımaktadır.
  • İç ve dış düşmanlara karşı (emperyalist devletler) bir ayaklanma çağrısıdır.
  • Sivas’ta ulusal bir kongrenin toplanması kararlaştırılmıştır.

NOT: Amasya Genelgesi’nden sonra 7–8 Temmuz gecesi M. Kemal görevden alındı. M. Kemal de askerlik görevinden istifa etti.

Erzurum Kongresi (23 Temmuz–7 Ağustos 1919)

Toplanma Nedenleri

  • Bölgenin sorunlarını görüşmek
  • Ermeni devletinin kuruluşunu engellemek
  • Bölgedeki güçleri birleştirmek
  • Mücadelenin yöntem ve hedeflerini belirlemek

Kongre Kararları

  • Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür, bölünemez (Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında yapılan Mondros Ateşkesinin imzalandığı 30 Ekim 1918 tarihindeki sınırımız temel kabul edilecektir).
  • İşgal ve müdahalelere karşı birlikte hareket edilecektir.
  • Vatanın bağımsızlığını İstanbul Hükümeti sağlayamazsa geçici bir hükümet kurulacak ve bu hükümeti milli kongre seçecektir.
  • Ulusal iradeyi hâkim, ulusal gücü (Kuva-i Milliye’yi) etkin kılmak esastır.
  • Manda ve himaye kabul edilemez.
  • Azınlıklara milli bütünlüğümüzü ve siyasi egemenliğimizi bozan ayrıcalıklar verilemez.
  • Mebuslar Meclisi’nin toplanmasına çalışılacaktır.

NOT: Kongre sonunda Temsil Heyeti seçildi, başkanlığına da M. Kemal getirildi.

Önemi

  • Toplanış amacı yöresel olmasına karşın aldığı kararlar bakımından ulusal bir kongredir.
  • Kurtuluş Savaşı yıllarında toplanan ilk halk meclisidir.
  • Doğu Anadolu’yu temsil eden “Temsil Kurulu” oluşturuldu.
  • Egemenliğin kayıtsız koşulsuz ulusa ait olduğu düşüncesi belirtildi.
  • Ulusal Kurtuluş Savaşımızın temel programı oldu.
  • İlk kez manda ve himaye fikri reddedildi.
  • Azınlıklara ayrıcalık verilemeyeceği ifade edilerek kapitülasyonlara karşı çıkıldı.
  • Sivas Kongresi kararlarına öncülük etti.
  • Ulusal iradenin egemen kılınması anlayışı, yeni bir devletin kurulması anlayışını doğurdu.
  • Kongre başkanlığına M. Kemal’in seçilmesi ile M. Kemal Kurtuluş Savaşı’nda lider konuma getirilmiştir.

NOT: Erzurum Kongresi kararları Sivas Kongresi’ni etkilemiş ve Misak-ı Milli’ye öncülük etmiştir.

Balıkesir (26–30 Temmuz 1919) ve Alaşehir (16–25 Ağustos 1919) Kongreleri

  • Bölgesel niteliklidir, bölgesel kurtuluşu amaçlamışlar.
  • Amasya Genelgesi kararları benimsendi.
  • Batı Anadolu’da Yunanlılara karşı silahlı direnişin başlatılmasına ve Batı Cephesi’nin kurulmasına dair kararlar alındı.

Sivas Kongresi (4–11 Eylül 1919)

Toplanma Amacı: Amasya Genelgesi ve Erzurum Kongresi’nde alınan kararları gerçekleştirmek amacıyla toplanmıştır.

Kongrenin başlangıcında iki sorun yaşandı. Bunlar:

  1. Başkanlık Sorunu: M. Kemal ile Rauf Bey arasında yaşandı. Sonuçta M. Kemal seçildi.
  2. Manda Sorunu: Amerikan mandacılığı uzun süren tartışmalardan sonra pratik olarak reddedildi.

Kongre Kararları

  • Erzurum Kongresi’nde alınan kararlar kabul edildi.
  • Manda meselesi tartışıldı ve kesinlikle reddedildi.
  • Bütün milli cemiyetler “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adı altında birleştirildi.
  • Temsil Heyeti genişletildi, yetkileri artırıldı ve başkanlığına M. Kemal seçildi.
  • Her türlü müdahale ve işgal karşısında ülkenin topluca savunulması kabul edildi.
  • İrade-i Milliye adıyla bir gazete çıkarılmasına karar verildi (Ankara’da da bu gazetenin yerini “Hâkimiyet-i Milliye” gazetesi almıştır).
  • Batı cephesi komutanlığına Ali Fuat Paşa atandı.

NOT: Sivas Temsil Heyeti, Batı cephesi komutanlığına Ali Fuat Paşa’yı atayarak yürütme gücünü kullanmış, hükümet gibi hareket etmiş.

Önemi 

  • Ulusal güçler (milli cemiyetler) birleştirildi, ülke tek elden yönetildi.
  • Her yönüyle milli bir kongredir.
  • Bağımsızlık yolunda atılan en önemli adımdır.
  • Misak-ı Milli’nin temelleri kabul edildi.
  • Sivas Kongresi, Erzurum Kongresi gibi ihtilalci bir karakter taşır.
  • “Cumhuriyet” idaresinin temelleri ortaya konuldu.

NOT: İtilaf Devletleri Erzurum ve Sivas Kongrelerine karşı önlem almamış, çünkü her iki kongreyi de ciddiye almamıştır.

NOT: M. Kemal kongreden sonra İstanbul Hükümeti ile her türlü ilişkiyi kesti. Bundan sonra Damat Ferit Paşa istifa etti ve yerine Ali Rıza Paşa Hükümeti getirildi.

NOT: Damat Ferit Hükümeti’nin düşürülmesi, Anadolu hareketinin İstanbul Hükümeti’ne karşı kazandığı ilk zaferdir.

Amasya Görüşmesi (20–22 Ekim 1919)

Ali Rıza Paşa Hükümeti’nin temsilcisi Bahriye Nazırı Salih Paşa ile M. Kemal arasında bir protokol yapıldı.

Alınan Kararlar

  • İstanbul Hükümeti Sivas Kongresi kararlarını kabul edecekti.
  • Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Derneği ile Temsil Heyeti yasal bir kurul olarak tanınacaktı.
  • Türk illeri düşmana hiçbir şekilde terk edilmeyecekti.
  • Manda ve himaye kabul edilmeyecekti, vatanın bütünlüğü ve bağımsızlığı korunacaktı.
  • Azınlıklara egemenliğimizi zedeleyici haklar verilmeyecekti.
  • Mebuslar Meclisi İstanbul dışında güvenli bir yerde toplanacaktı.
  • Milletvekili seçimi serbest ve müdahalesiz yapılacaktı.
  • Temsil Heyeti’nin görüşleri alınmadan barış görüşmeleri yapılmayacaktı.
  • Hükümetle Temsil Heyeti arasındaki anlaşmazlıklar son bulacaktı.

Önemi                                                                                                                                                                        

  • İstanbul Hükümeti, Milli Mücadele’yi, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin gücünü ve varlığını hukuken tanıdı.
  • İtilaf Devletleri, İstanbul Hükümeti’ne her istediklerini yaptıramayacaklarını anlamış oldular.
  • İstanbul Hükümeti ile Anadolu hareketi ilk kez birlikte hareket etmişlerdir.

NOT: Amasya Görüşmeleri sonunda Mebuslar Meclisi’nin İstanbul’da açılması kararlaştırıldı.

Temsil Heyeti’nin Ankara’ya Gelişi (27 Aralık 1919)

Nedenleri

  • Anadolu’da yapılacak savaşın ağırlığını Batı cephesi oluşturuyordu.
  • Meclis’in İstanbul’da toplanması nedeniyle Sivas çok uzak kalıyordu.
  • Sivas, haberleşme ve ulaşım yönünden uygun değildi.
  • Ankara’nın İstanbul ve cephelerle demiryolu bağlantısı vardır.

Mustafa Kemal, Ankara’ya gelen milletvekilleriyle görüşerek İstanbul’da toplanacak olan Mebuslar Meclisi’nde bazı kararlar almalarını istedi. Bu kararlar:

  • İstanbul’da toplanacak mecliste ulusal iradenin yansıdığını kanıtlamak amacıyla kendisinin sembolik olarak meclis başkanı olarak seçilmesini
  • Mecliste Müdafaa-i Hukuk Grubu oluşturmalarını
  • Misak-ı Milli olarak adlandırılan programı kabul etmelerini istemiştir.

Son Osmanlı Mebuslar Meclisi’nin Açılması (12 Ocak 1920)

  • Mebuslar Meclisi’nin açılması ile seçimler yapıldı.
  • Kemal Erzurum milletvekili seçildi.
  • Kemal’in kurulmasını istediği Müdafaa-i Hukuk Grubu yerine Felah-ı Vatan Grubu kuruldu.
  • Misak-ı Milli (Ulusal Ant) 28 Ocak 1920’de kabul edildi ve 17 Şubat 1920’de ilan edildi.

Misak-ı Milli (28 Ocak 1920)

Alınan Kararlar

  • Türk vatanı bölünmez bir bütündür.
  • Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandığı sırada düşman ordularının elinde bulunan ve halkın çoğunluğu Arap olan yerlerin geleceğinin tayini için halk oylamasına başvurulmalıdır.
  • Doğu Anadolu’da üç sancakta (Kars, Ardahan, Batum) yaşayan halkın geleceği halkın oylarıyla belirlenecektir.
  • Batı Trakya’nın durumunu belirlemek için bölgede halk oylaması yapılmalıdır.
  • Azınlıkların hakları, komşu ülkelerdeki Müslüman halkın da aynı haklardan yararlanması koşuluyla tarafımızdan kabul edilecektir.
  • İstanbul ve Marmara Denizi her türlü tehlikeden uzak tutulursa Boğazlar’ın dünya ticaretine açılması mümkündür.
  • Kapitülasyonlar (ayrıcalıklar) hiçbir şekilde kabul edilemez.
  • Sınırlar, Boğazlar ve İstanbul’la ilgili hükümler kabul edildiğinde Osmanlı borçları ödenecektir.

Önemi

  • Türk yurdunun sınırları çizildi.
  • Kemal’in düşünceleri Mebuslar Meclisi’nde kabul edildi ve büyük bir siyasi zafer kazanıldı (Anadolu hareketinin ilk büyük siyasal zaferidir).
  • Temsil Heyeti’nin düşünceleri Osmanlı Parlamentosu’nda kabul edildi.
  • Mebuslar Meclisi’nin toplanmasıyla Anadolu’da milli hareket güçlendi.
  • İtilaf Devletleri’ne, Türk milletinin kaderiyle istedikleri gibi oynayamayacakları gösterildi.
  • Misak-ı Milli, Milli mücadelenin programı niteliğindedir.
  • Erzurum ve Sivas Kongresi kararları Mebusan Meclisi tarafından da kabul edilmiş oldu.

NOT: Misak-ı Milli’nin ulusal kaynakları Erzurum ve Sivas Kongreleri, evrensel gerekçeleri Fransız İhtilali ve Wilson İlkeleri’dir.

NOT: İtilaf Devletleri kararın geri alınması için milletvekillerine baskı yapmıştır. Ali Rıza Paşa görevinden alınarak yerine Salih Paşa getirilmiştir. Meclis kararında ısrar edince İstanbul resmen işgal edilmiştir.

İstanbul’un İşgali (16 Mart 1920)

Osmanlı Mebuslar Meclisi Misak-ı Milli’yi kabul edince İtilaf Devletleri İstanbul’u işgal etti. İtilaf Devletleri, İstanbul’un işgalinden Kuva-i Milliye’yi sorumlu tutarak bir bildiri yayınladı:

  • İşgal geçicidir.
  • İtilaf Devletlerinin amacı saltanat makamının nüfuzunu (gücünü) kırmak değil, aksine Osmanlı idaresinde kalacak memleketlerde Osmanlı nüfuzunu kuvvetlendirmektir.
  • Anadolu’da isyan çıktığı ve katliam yapıldığı takdirde misilleme İstanbul Türklerinden yapılacaktır.
  • Herkesin saltanat makamı olan İstanbul’dan verilecek emirlere uyması gereklidir.

İstanbul’un fethinden sonra Salih Paşa Hükümeti istifa etmiş, yerine Damat Ferit Hükümeti kurulmuştur.

11 Nisan 1920’de padişahın emriyle Osmanlı Mebuslar Meclisi dağıtıldı. İstanbul’dan kaçan milletvekilleri Ankara’ya geldi.

NOT: İstanbul’un işgali, Ankara’da yeni bir meclisin açılmasının hukuki koşullarını oluşturmuştur.

NOT: İstanbul’un işgali M. Kemal’i haklı çıkarmıştır. İstanbul Hükümeti tutsak duruma düşmüştür. Bu da M. Kemal’in ileri görüşlülüğünü gösterir. İstanbul’un işgaliyle Kurtuluş Savaşı’nın padişahı da kurtarmak için yapıldığı söylenebilmiştir.

Kurtuluş Savaşı Savaş Dönemi

  1. TBMM’NİN AÇILMASI (23 Nisan 1920)

İşgal edilen bölgelerde yapılan seçimler sonunda seçilen milletvekilleri ile İstanbul’dan gelen milletvekillerinin katılımıyla 23 Nisan 1920’de ilk TBMM açıldı (I. TBMM’de M. Kemal’e karşı olanlar, İstanbul meclisinden gelenlerdir). Yapılan seçimler sonunda M. Kemal başkan seçildi ve böylece yeni hükümet kuruldu.

TBMM’nin Aldığı İlk Kararlar

  1. Hükümet kurmak gereklidir.
  2. Geçici olmak kaydıyla bir hükümet başkanı veya padişah vekili atamak doğru değildir.
  3. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.
  4. TBMM’nin üstünde hiçbir güç yoktur.
  5. TBMM yasama ve yürütme yetkilerini kendinde topladı.
  6. Meclis’ten seçilecek bir heyet hükümet işlerine bakar, Meclis’in başkanı bu heyetin de başkanıdır.
  7. Padişah ve halife, baskı ve zordan kurtulduğu zaman meclisin düzenleyeceği yasaya uygun olarak durumunu alır.
  8. TBMM’nin Özellikleri
  • Yeni bir Türk devleti kuruldu, Temsil Heyeti’nin görevi sona erdi (Kurucu Meclis özelliği taşır, ancak savaş döneminde olduğu için açıkça ifade edilmemiştir. “olağanüstü yetkilere sahip meclis” ifadesi kullanıldı).
  • Meclis Hükümeti esas alındı (Hükümet başkanı aynı zamanda meclis başkanıdır).
  • Kuvvetler birliği ilkesi benimsendi (yasama, yürütme, yargı gücü meclisindi).
  • “Milli egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” kararıyla saltanat sistemi geçersiz hale geldi. Bu cumhuriyet idaresine geçişin en kesin belirtisidir.
  • TBMM’nin üstünde bir güç yoktur ifadesiyle İstanbul Hükümeti yok sayıldı.
  • Ulusal bağımsızlığı gerçekleştirmiştir. Ulusal egemenlik ilkesini de benimsemiş, ancak dönemin koşulları gereği açıklamamıştır.
  • Demokratik ve ihtilalci niteliği bulunmaktadır.
  • Ulusal birliğin bozulmaması için saltanat ve hilafet makamlarına dokunulmamıştır.
  • Anayasal bir temel üzerine kurulmamıştır (1921 Anayasasının ilanı ile hukuki geçerlilik kazanacaktır).
  1. TBMM’nin Yaptığı Çalışmalar
  2. Kurtuluş Savaşı’nı yaparak yurdu düşmandan kurtardı.
  3. Çıkan iç isyanları bastırdı.
  4. Uluslar arası antlaşmalar yaptı.
  5. Sevr Antlaşması ile Mondros Ateşkes Antlaşması yerine Lozan Barış Antlaşmasını yaptı.
  6. İstiklal Marşı’nı kabul etti.
  7. Saltanatı kaldırdı.
  8. İlk anayasayı hazırladı (Teşkilat-ı Esasiye Kanunu).

NOT: I. TBMM Hükümeti görevini 11 Ağustos 1923’te II. TBMM’ye devretmiştir.

Yeni Türk Devleti’nin İlk Anayasası (Teşkilat-ı Esasiye Kanunu/20 Ocak 1921)

Kabul Edilme Nedenleri: TBMM, üzerinde hiçbir gücü tanımamakla padişah ve halifeliği reddetmiştir. Bu yeni bir devletin kurulduğunun ifadesiydi. Bu nedenle yeni devlete yeni bir anayasa gerekiyordu.

1921 Anayasası’nın Esasları

  1. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.
  2. Yasama, yürütme ve yargı güçleri Meclis’e aittir (Güçler Birliği).
  3. Din ve şeriat işlerini yürütmek TBMM’nin görevidir (ilk anayasa laik değildir).
  4. Padişah ve halifenin geleceği meclisin vereceği karara göre olacaktı. Amaç, padişah ve hilafet yanlıları arasında ikilik çıkarmamaktı.

Özellikleri

  • Osmanlı İmparatorluğunun yerine yeni bir devletin kuruluşunu hukuki ve siyasi yönden belgelemiştir.
  • Ulusal egemenliği esas kılan ve egemenliğin Osmanlı Devleti’nde Türk ulusuna geçtiğini belgelemiştir.
  • TBMM’nin kuruluşunu yasal hale getirmiştir.
  • Demokratik ve ihtilalci karaktere sahiptir.
  • Olağanüstü koşullarda hazırlandığı için kısa ve özet halinde hazırlanmıştır.
  • İlk defa meclis hükümeti sistemi benimsenmiştir.
  • Devletin resmi dini belirtilmemiştir.
  • Amasya Genelgesi’nden itibaren gelişen ruha resmi bir kimlik kazandırmış ve önderlik etmiştir.

NOT: 1921 Anayasası 1924 tarihinde yürürlükten kalkmıştır.

NOT: 1921 Anayasası’nda yapılan en önemli değişiklikler, cumhuriyetin ilanıyla olmuştur. Cumhuriyetin ilanı ile “Meclis Hükümeti Sistemi” terk edilerek bugünkü “Kabine Sistemi”ne geçilmiştir.

TBMM’ye Karşı Tepkiler

  • Damat Ferit Paşa, şeyhülislamın emriyle Kuva-i Milliyecileri vatan haini ilan etti.
  • Kemal ve arkadaşları idama mahkûm edildi.
  • Azınlık cemiyetleri iki hükümet arasındaki gerginliği kullanarak çıkarları için isyan etmeye başladılar.
  • Osmanlı Hükümeti bu ayaklanmaları destekleyerek, asilere bile rütbe dağıttı.

TBMM’ye Karşı Çıkarılan Ayaklanmalar

Sebepleri

  • İngilizlerin Boğazlara sahip olmak için halkı isyana kışkırtması
  • Halkın savaşmak istememesi
  • İstanbul Hükümeti’nin, halkı M. Kemal ve arkadaşlarına karşı kışkırtması
  • Kuva-i Milliye’nin olumsuz hareketleri (halktan zorla para almaları, malzeme toplamaları vs.)
  • Bazı Kuva-i Milliye şeflerinin düzenli orduya katılmamak için ayaklanmaları
  • Bağımsız devlet kurmak isteyen azınlıkların faaliyetleri

TBMM’ye Karşı Çıkan Ayaklanmalar

İstanbul Hükümeti’nin Çıkardığı İsyanlar

Bu isyanlar İstanbul Hükümeti’nin, hilafet ve saltanatı korumak, Boğazlar ve çevresinin güvenliğini sağlamak amacıyla çıkardığı isyanlardır.

  1. Aznavur İsyanı: Balıkesir, Gönen ve Susurluk civarında, dini alet eden Ahmet Aznavur isminde biri tarafından çıkarıldı. Kuva-i Milliye birlikleri tarafından bastırıldı (16 Nisan 1920)
  2. Kuva-i İnzibatiye Ayaklanması: Hilafet Ordusu diye de adlandırılan bu ordu Sakarya’nın doğusundan ve Geyve Boğazı’ndan milli kuvvetlere saldırdılar. İsyan Ali Fuat Paşa komutasındaki birlikler tarafından bastırıldı.

İstanbul Hükümeti İle İşgal Devletlerinin Birlikte Çıkardığı İsyanlar

  1. Bolu-Düzce-Hendek ve Adapazarı Ayaklanmaları: Halkın dini duygularını kullanarak çıkarılan bir isyandır. İsyan, Ali Fuat Paşa ve Refet Bey tarafından bastırıldı.
  2. Konya Ayaklanması: Delibaş Mehmet adında biri Çumra’da halkı isyana kışkırtmıştır. Konya’yı işgal etmiştir. İsyan ulusal güçler tarafından bastırıldı.
  3. Yozgat Ayaklanması: Yozgat ve Zile dolaylarında, Çapanoğulları ve Aynacıoğulları aşiretleri tarafından başlatıldı. Boğazlayan, Şarkışla, Yıldızeli, Tokat, Zile ve Çorum bölgelerinde yayılmıştır. Ayaklanma Çerkez Ethem tarafından bastırıldı.
  4. Afyon Ayaklanması: İsyan Yunanlıların kışkırtması sonucu Çopur Musa tarafından çıkarıldı. İsyanı Refet Bey bastırdı.
  5. Ali Batı Ayaklanması: Haziran 1919’da Cizre ve Nusaybin’de başladı. Kuva-i Milliye birlikleri tarafından bastırıldı.
  6. Koçkiri Ayaklanması: Sivas ve çevresinde Ekim 1920’de çıkarıldı. Kuva-i Milliye birlikleri tarafından bastırıldı.

Kuva-i Milliye Yanlısı İken Sonradan Ayaklananlar                                                                                                

  1. Milli Aşireti Ayaklanması: Anze Aşireti önceleri, Urfa’da Fransız işgaline karşı başarılı mücadelelerde bulundu. TBMM kurulunca, bu aşiret Fransızların da kışkırtmasıyla TBMM’ye başkaldırdı. Milli kuvvetlere yenilerek Suriye’ye çekildi.
  2. Demirci Mehmet Efe Ayaklanması: Demirci Mehmet Efe düzenli ordunun kurulmasına ve otoriteye karşı çıktı. Refet Bey bu ayaklanmayı Aralık 1920’de bastırdı.
  3. Çerkez Ethem Ayaklanması: Kurulduğunda Kuva-i Milliye’ye büyük katkıları olan Çerkez Ethem, düzenli ordunun kurulmasına karşı çıktığı için isyan etti.

Azınlıkların Çıkardığı İsyanlar                                                                                                                                 

  1. Ermeni Ayaklanması: Bu ayaklanma, Doğu Anadolu ve Adana civarındaki Ermenileri içine alarak yayıldı. Ayaklanmalar Gümrü Antlaşması’nın imzalanması ile sona erdi.
  2. Rum Ayaklanması: Doğu Karadeniz Rumlarının Pontus Rum Devleti kurma amacıyla başlattıkları isyandır. Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasıyla son buldu.

TBMM’nin İsyanlar Karşısında Aldığı Tedbirler

  • Osmanlı Hükümeti’nin bütün işlemleri yok sayıldı.
  • Kemal, Ankara müftüsünden aldığı fetva ile Ankara’daki yönetimin dine aykırı olmadığını ilan etti.
  • TBMM Damat Ferit Paşa’yı vatan haini ilan etti.
  • Düzenli ordunun kurulması sağlanarak Kuva-i Milliye birlikleri kaldırıldı.
  • Hıyanet-i Vataniye Kanunu çıkarılarak isyanlar bastırılmak istendi.
  • İstiklal Mahkemeleri kurularak, verilen cezalarla caydırıcı olunmaya çalışıldı.
  • Hükümetin olumsuz propagandalarına karşı halkı doğru bilgilendirmek amacıyla Anadolu Ajansı kuruldu.

İsyanların Sonuçları

  • Milli Mücadelede zaman kaybına neden oldu.
  • Kesin zaferin kazanılması gecikti.
  • Düşman, işgal ettiği yerlerde ilerleme imkânı buldu.
  • Milli kuvvetler birbirlerine kırdırıldı.
  • Bu olaylar düzenli ordunun kurulmasına zemin hazırladı.
  • TBMM, isyanları bastırmakla gücünü ispatladı.

SEVR BARIŞ ANTLAŞMASI (10 Ağustos 1920)

Antlaşma Paris kentinin Sevr kasabasında 10 Ağustos 1920’de imzalandı.

Sevr Antlaşması’nın Hükümleri

  • İstanbul, Osmanlı Devleti’nin başkenti olarak kalacak, fakat antlaşma hükümlerine uymazsa İstanbul da işgal edilecekti.
  • Boğazlar, aralarında Türk temsilcisi bulunmayan uluslar arası bir komisyonun yönetimine bırakılarak bütün devletlerin gemilerine açık tutulacaktı. Bu komisyonun ayrı bir bayrağı ve bütçesi olacaktı. Boğazların her iki yakası askersiz hale getirilecekti.

NOT: Kurtuluş Savaşı’nda Boğazlarla ilgili ilk uluslar arası komisyon kararıdır.

  • Her alandaki kapitülasyonlar, en ağır biçimiyle yeniden uygulamaya konulacaktı.
  • Osmanlı Devleti ağır silahları olmayan, sınırlı sayıda bir ordu bulundurabilecekti.
  • Doğu Anadolu’da Ermenistan ve Kürdistan adıyla iki yeni devlet kurulacaktı.
  • İzmir ve çevresi ile Doğu Trakya, Yunanlılara bırakılacaktı.
  • Güneybatı ve İç Batı Anadolu İtalya’ya, Suriye, Lübnan ve Güneydoğu Anadolu Fransa’ya bırakılacaktı.
  • Arabistan ve Irak (Musul) İngiltere’ye bırakılacaktı.
  • Osmanlı Devleti’nin gelir kaynaklarına el konularak İtilaf Devletleri’nin masrafları karşılanacaktı.
  • On iki Ada İtalya’ya, Akdeniz’deki diğer adalar Yunanlılara bırakılacaktı.
  • Azınlıklara Türklerden fazla haklar verilecek, Müslüman uluslardan azınlık oluşturulacaktı.

Sevr Antlaşması’nın Önemi ve Özellikleri

  • Osmanlı Devleti fiilen sona ermiştir.
  • Osmanlı Parlamentosunun onayından geçmediği için Kanun-i Esasi’ye ve Osmanlı halkının iradesine ters düşmüştür.
  • TBMM ve Türk halkı tarafından tanınmadığı için yürürlüğe girmemiştir (Osmanlı tarihinde Ayestefanos Antlaşması’yla birlikte uygulamaya konulmayan ikinci antlaşmadır).
  • Osmanlı padişahı bu antlaşmayı onaylamakla ulusal iradeye (çoğunluğun görüşüne) ters düşmüştür.
  • Misak-ı Milli’de belirtilen topraklar İtilaf Devletleri arasında paylaşıldı.

NOT: Osmanlı Devleti’nin imzaladığı son antlaşmadır.

TBMM, Bu Antlaşma Karşısında;

  • Antlaşmayı tanımadı.
  • Antlaşmayı imzalayanları vatan haini ilan etti.
  • Misak-ı Milli sınırları düşmandan temizlenene kadar mücadeleye devam kararı aldı.

NOT: Sevr Antlaşması’ndan sonra Anadolu’daki milli mücadele daha da hızlanmıştır.

       ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞI’NDA CEPHELER (SAVAŞ DÖNEMİ)

Düzenli Ordunun Kurulması

Nedenleri

  • Kuva-i Milliye birliklerinin Yunan işgalini tam olarak engelleyememesi
  • Kuva-i Milliye’nin askeri kanadının gerekli teknikten yoksun olması ve disiplinsiz davranışları
  • Halka karşı zor kullanarak halkın güvenini yitirmesi
  • Yunan işgaline karşı yetersiz kalması ve Batı Anadolu’nun önemli bir kısmının Yunanlıların eline geçmesi
  1. Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti’nin elinde kalan ordu, Mondros Ateşkes Antlaşması’yla terhis edildi. Mondros’tan sonra işgaller başlayınca işgallere karşı Kuva-i Milliye birlikleri kuruldu. Kuva-i Milliye birliklerinin olumsuz tutumları karşısında düzenli ordunun kurulması çalışmaları başlatıldı. Asker kaçaklarını önlemek ve merkezi otoriteyi sağlamak amacıyla İstiklal Mahkemeleri yeniden kuruldu.

DOĞU CEPHESİ

Fransız İhtilali’nden sonra, Osmanlı Devleti üzerinde çıkarları olan Çarlık Rusyası’nın etkisiyle milliyetçilik, Ermeniler arasında yayılmaya başladı. Ermeni sorunu ilk defa uluslar arası alanda, 1878 Berlin Antlaşması’yla gündeme geldi. Rusya ve İngiltere, Ermeni sorununu kendi çıkarları için kullanmaya başladılar. I. Dünya Savaşı başladığında Rusya, Doğu Anadolu’yu işgale başlayınca, Ermenileri bölgede huzursuzluk çıkarmak için kullandı. Ermeniler bağımsız bir Ermenistan Devleti kurma hayaliyle Türklere saldırmaya ve katliamlara başladılar.

Mondros Ateşkes Antlaşması hükümlerine uymayarak ordusunu terhis etmeyen Kazım Karabekir Paşa, TBMM tarafından Doğu Cephesi Komutanlığı’na atandı (15. Kolordu Komutanı). Bu cephede yapılan savaşlar, Kars, Sarıkamış ve Gümrü’nün Türklerin eline geçmesiyle sonuçlandı. Ermenilerle Gümrü Antlaşması yapıldı.

Gümrü Antlaşması (3 Aralık 1920)

  1. Ermeniler işgal ettikleri yerleri geri verdiler.
  2. Doğu Anadolu’daki isteklerinden vazgeçtiler.
  3. Ardahan ve Artvin dışında doğu sınırı çizildi.
  4. Ermenistan Hükümeti, Sevr Antlaşması’nı tanımayacaktı.

Önemi

  • TBMM’nin uluslar arası alandaki ilk siyasi ve askeri başarısıdır.
  • Ermenistan, TBMM’yi tanıyan, Sevr’in geçersizliğini kabul eden ilk devlet olmuştur.
  • Sevr’in geçersizliğini gösteren ilk antlaşmadır.
  • Doğu cephesi kapatıldı, buradaki birlikler batı cephesine kaydırıldı.
  • TBMM’nin gücü ve otoritesi arttı.

NOT: Yeni Türk devletinin ilk askeri cephesi doğuda kurulmuştur.

Gürcistan’la İlişkiler: Gürcistan’la Batum Antlaşması imzalandı (23 Şubat 1921). Buna göre Batum, Artvin, Ardahan Türk devletine bırakıldı.

Ermenilere ve Gürcülere karşı kazanılan başarılar sonucu işgal bölgeleri boşaltılmış, doğu sınırımız belirlenmiştir.

GÜNEY CEPHESİ

Mondros’tan sonra İngilizler, Mersin, Osmaniye, Adana, Maraş, Urfa ve Antep’i işgal etti. Sonra Fransızlarla yaptığı bir antlaşma gereği bölgeyi Fransa’ya verdi. Fransızlar bölgede Ermenilerle işbirliği yaparak halka zulmediyorlardı. Haksız işgaller yöredeki Türkler tarafından protesto edildi. İlk Kuva-i Milliye birlikleri kurulmaya başlandı.

Sivas Kongresi’nden sonra cepheye gönderilen komutanlar halkı örgütledi. Şahin Bey önderliğinde Kuva-i Milliye birlikleri Fransızlara karşı mücadeleye başladılar.

Yöre halkı ve Kuva-i Milliye birlikleri Fransızları 11 Nisan 1920’de Urfa’dan kovdular. Fransızlar 12 Şubat 1920’de Maraş’tan çekildiler. Antep’ten ise 25 Aralık 1920’de çekildiler.

Fransızlarla kesin antlaşma Sakarya Zaferi’nden sonra imzalandı (Anlara Ant./20 Ekim 1921).

Güney Batı’da İtalyanlara karşı bir direniş olmadı ve cephe açılmadı. İtalyanlar Ege’yi Yunanlılara kaptırdıkları için İtilaf Devletleri’ne kızgındılar ve Kuva-i Milliye’yi destekliyorlardı.

NOT: İtalyanlar II. İnönü Savaşı’ndan sonra bölgeyi boşaltmaya başlamışlar, Sakarya Zaferi’nden sonra ise tamamen boşaltmışlardır.

NOT: Güney cephesinde düşmana karşı Kuva-i Milliye birlikleriyle karşı konulmuştur. Bu cephede düzenli ordu savaşmamıştır.

BATI CEPHESİ                           

Özellikleri

  • Yunanlılara karşı açılmıştır.
  • Düzenli orduların ilk cephesidir.
  • Kısa ve seri aralıklı savaşlar olmuştur.
  • Kurtuluş Savaşı’nda düşmanla en yoğun ve en kanlı çatışmaların olduğu cephedir.
  • Bu cephede kazanılan kesin zafer, Misak-ı Milli’nin tüm dünya devletleri tarafından kabul edilmesini sağladı.
  • Batı cephesinde İsmet Paşa komutanlığında düzenli ordu kuruldu.
  • Kurtuluş Savaşı’nın sonuçlanmasına neden oldu.
  • Yunanlıların tüm saldırı savaşlarının genel nedeni; TBMM’ye Sevr Barışı’nı kabul ettirmektir.
  1. İnönü Savaşı (6–10 Ocak 1921)

Sebepleri

  • Yunanlıların Eskişehir’i ele geçirerek demiryolu ulaşımını denetim altına almak istemeleri
  • Ankara’ya kadar ilerleyerek TBMM’yi dağıtmak istemeleridir

Çerkez Ethem, TBMM’ye karşı isyan edince TBMM Hükümeti bir kısım kuvvetleri Çerkez Ethem üzerine gönderdi. Çerkez Ethem yenildi ve Yunanlılara sığındı. TBMM ordusu Yunanlılara karşı büyük bir savunma savaşı yaptı. Yunanlılar geri çekilmek zorunda kaldılar (10 Ocak 1921).

Önemi

  • Düzenli ordunun Batı cephesinde kazandığı ilk başarıdır.
  • TBMM Hükümeti’nin gücü ve otoritesi arttı.
  • Türk halkının milli mücadelenin kazanılacağına dair olan inancı arttı ve orduya katılım arttı.
  • Albay İsmet Bey’in rütbesi generalliğe yükseltildi.
  • İçeride ve dışarıda Türk ulusunun savaşı kazanacağı anlaşılmıştır.
  • İtilaf Devletleri arasındaki anlaşmazlık daha da derinleşti.
  • Fransa ve İtalya Türkiye’ye yanaştı. Bunun sonucunda Londra Konferansı toplandı.
  1. İnönü Savaşı Sonrası Siyasi Gelişmeler
  2. Londra Konferansı (23 Şubat 1921)
  • Konferansa; TBMM Hükümeti, İstanbul Hükümeti, İngiltere, Fransa, İtalya ve Yunanistan katılmıştır.
  • Toplanma amacı; bazı değişiklikler yaparak Sevr’i TBMM’ye kabul ettirmekti.
  • Konferansa İstanbul Hükümeti adına katılan Tevfik Paşa, konuşma sırasını milletin gerçek temsilcisi olarak gördüğü TBMM temsilcisi Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey’e bıraktı. Bu tavrı ile İstanbul Hükümeti TBMM’yi tanımış oluyordu.
  • TBMM Anadolu’nun boşaltılmasını ve Misak-ı Milli’nin kabulünü isteyince konferans sonuç almadan dağıldı.
  • Yunanlılar taarruz çalışmalarını hızlandırdılar.

NOT: TBMM Hükümeti’nin toplantıya katılmaktaki amacı; Misak-ı Milli’yi tüm dünyaya duyurmak, Türkler hakkında çıkan “Türkler barış istemiyor, savaş yanlısı bir ulus” propagandalarına engel olmaktı.

NOT: Londra Konferansı’yla TBMM Hükümeti, İtilaf Devletlerince ilk kez hukuken tanınmış oldu.

NOT: İtilaf Devletleri konferansa hem TBMM’yi hem de Osmanlı Devleti’ni çağırmakla iki hükümet arasında ikilik yaratarak çıkar sağlamak istemiştir.

  1. Türk-Afgan Dostluk Antlaşması (1 Mart 1921)
  • Türk Hükümeti ile Afganistan arasında Moskova’da imzalandı.
  • Bu antlaşmayla: Türkiye ile Afganistan birbirlerinin bağımsızlıklarını tanıdılar; Bir saldırı sırasında birbirlerine yardım edeceklerdi; Karşılıklı kültür ve eğitim alışverişi yapılacaktı.

NOT: Afganistan, TBMM’nin düşmana karşı ittifak kurduğu ilk devlettir.

  1. İstiklal Marşı’nın Kabulü (12 Mart 1921)

Türkler bağımsız milli devletlerini kurunca, milletin bağımsızlık sevgisini ve isteğini dile getirecek bir marşın yazılması mecburi hale geldi. TBMM, 12 Mart 1921’de Mehmet Akif Ersoy’un şiirini İstiklal Marşı olarak kabul etti. Osman Zeki Üngör’ün bestelediği İstiklal Marşı, Türk milletinin bağımsızlık azmini simgeleyen ve dile getiren, değişmez Milli Marşı oldu.

  1. Moskova Antlaşması (16 Mart 1921)

Bolşevik İhtilali’nden sonra Sovyet Rusya ile Avrupa’nın (İtilaf Devletlerinin) arası açılmıştı. Anadolu Avrupa Devletlerinin işgali altındaydı. Bu durum Sovyetler Birliği ile TBMM’nin birbirine yakınlaşmasını sağladı. İki devlet arasında Moskova Antlaşması yapıldı.

  • Sovyet Rusya, Misak-ı Milli’yi tanıdı.
  • Osmanlı Devleti ile Çarlık Rusya arasında yapılan antlaşmalar geçersiz sayılacaktı.
  • Sovyetler Birliği, kapitülasyonların geçersizliğini kabul edecekti.
  • İki devlet arasında ekonomik, mali ve kültürel antlaşmalar yapılması kabul edildi.
  • Taraflardan birinin kabul etmediği uluslar arası bir antlaşmayı diğeri de kabul etmeyecekti.
  • Sovyet Rusya, TBMM’nin Ermenistan ve Gürcistan ile yaptığı antlaşmaları, Batum’un Gürcistan’a iadesi koşulu ile kabul etti.

NOT: Moskova Antlaşması’yla Misak-ı Milli ilk defa bir Batılı devlet tarafından kabul edilmiş oldu.

NOT: Batum’un Gürcistan’a bırakılması Misak-ı Milli sınırlarından verilen ilk tavizdir.

  1. İnönü Savaşı

Sebepleri: Yunan kuvvetleri, İngilizlerin desteği ile I. İnönü Savaşı’nın etkisinden uzaklaşmak; Türk ordusunun saldırı gücüne erişmemesi; Sevr Antlaşması’na geçerlilik kazandırmak için Eskişehir ve Kütahya’yı alıp Ankara’ya yönelerek TBMM’yi dağıtmak.

Sonuçları

  • TBMM’ye güven arttı, düzenli ordunun gücü arttı, TBMM’nin otoritesi arttı.
  • İsmet Paşa’nın, kazandığı bu başarı ile rütbesi generalliğe yükseldi.
  • İtalya, işgal ettiği bölgeleri boşaltma kararı aldı.
  • İngilizler, Malta’ya sürgün edilen tutsakların bir kısmını serbest bıraktı.

Eskişehir-Kütahya Savaşları (10–24 Temmuz 1921)

  • Yunanlılar I. ve II. İnönü Savaşları’ndan sonra yeni bir saldırı için harekete geçtiler.
  • TBMM ise henüz seferberliğini ilan edememiş, silah, taşıt ve araçlarını tamamlayamamış, İnönü savaşlarının yorgunluğunu henüz üzerinden atamamıştı.
  • Ankara’yı hedef alan Yunanlılar: 13 Temmuz’da Afyon, 17 Temmuz’da Kütahya, 19 Temmuz’da Eskişehir’i işgal ettiler.
  • Türk ordusu imha olmaktan kurtulmak ve zaman kazanmak için, M. Kemal’in emriyle Sakarya’nın doğusuna çekildi.
  • Bu durum mecliste, yurtta üzüntü ve panik yarattı. İnönü Savaşları ile oluşan olumlu ortam dağıldı. İtalya işgal bölgelerini boşaltma kararını iptal etti. Ülke yeniden umutsuz ortama düştü.
  • Meclis’te M. Kemal’e muhalefet edenler bu olayla O’na saldırmaya ve Ankara’da olmasını eleştirmeye başladılar (M. Kemal’in cepheye gitmesi isteniyordu).
  • Meclis’in Kayseri’ye taşınması fikri gündeme geldi.
  • Bu şartlar içinde M. Kemal, 5 Ağustos 1921’de 3 ay süreyle başkomutan seçildi. TBMM’ye ait yasama, yürütme yetkileri ile İstiklal Mahkemeleri’ne ait yargı yetkisi de M. Kemal’e bağlandı (bu durum M. Kemal’in cumhurbaşkanı seçilmesine kadar devam etti).
  • Kemal 7–8 Ağustos 1921’de Tekâlif-i Milliye Emirleri’ni çıkardı. Bu emirlerin uygulanması için İstiklal Mahkemeleri kuruldu.

Tekâlif-i Milliye Emirleri (Ulusal Yükümlülükler Buyrukları)

  • Her ilçede birer Tekâlif-i Milliye komisyonu kurulacak.
  • Her ev, birer çamaşır, birer çift çorap ve çarık hazırlayıp komisyonlara verecek.
  • Yurtta mevcut yiyecek maddelerinin yüzde kırkına, bedeli sonradan ödenmek koşuluyla el konulacak.
  • Tüccarın ve halkın elinde bulunan her türlü giyim eşyasının yüzde kırkına aynı biçimde el konulacak.
  • Ordunun yiyeceği ve giyeceği için gerekli olan bütün sahipsiz mallara el konulacak.
  • Halk elindeki taşıt aracılığıyla ayda bir kez yüz kilometrelik askeri ulaşım yapacak.
  • Halkta var olan bütün silah ve cephane üç gün içinde teslim edilecek.
  • Yurttaki demirci, dökümcü, marangoz gibi el sanatkârları ordunun emrinde kullanılacak.
  • Yurtta var olan bütün teknik araç ve gereçlerinde yüzde kırkına el konulacak.
  • Halkın elinde bulunan taşıt araçları ile binek hayvanın yüzde yirmisine el konulacak.

NOT: Tekâlif-i Milliye emirleri bir seferberlik ilanıdır. Topyekûn bir savaşın yapılacağını gösterir.

NOT: Tekâlif-i Milliye Emirleri ile ordunun ihtiyaçları karşılanmış, Yunan saldırılarına karşı ordu takviye edilmiştir.

Sakarya Meydan Savaşı (23 Ağustos–12 Eylül 1921)

Sebepleri: Yunanlıların Türk ordusunu yok edip Ankara’yı ele geçirmek istemeleri

Sonuçları

  • Türk ordularının 1683 yılındaki II. Viyana yenilgisinden beri süregelen geri çekilişi sona erdi.
  • Türk ordusunun son savunma savaşı oldu.
  • Türk orduları saldırı gücüne ulaştı.
  • Yunan ordularının saldırı gücü kırıldı, savunma yapmak zorunda bırakıldı.
  • İtilaf Devletleri TBMM’ye ateşkes ve yeni barış önerileri sundu.
  • Fransa ve İtalya işgal bölgelerinden çekildi.
  • Kemal’e “mareşallik” rütbesi ve “gazilik” unvanı verildi.
  • Kafkas Cumhuriyetleri ile Kars Antlaşması, Fransa ile Ankara Antlaşması yapıldı.

Sakarya Meydan Savaşı’nı Takip Eden Siyasi Olaylar                                                                                                                                                         

Kars Antlaşması (13 Ekim 1921):

TBMM Hükümeti ile Sovyet Rusya’ya bağlı Kafkas Cumhuriyetleri (Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan) arasında imzalandı. Antlaşmaya göre;

  • Doğu sınırımız kesin olarak çizildi.
  • Moskova Antlaşması Kafkas Cumhuriyetleri tarafından da benimsendi.
  • Ardahan Türkiye’ye bırakıldı.
  • Batum’un Gürcistan’da kalması kesinleşti (Misak-ı Milli’den ilk taviz).

NOT: 13 Ekim 1921’de Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan ile, 2 Ocak 1922’de Ukrayna ile dostluk antlaşmaları imzalandı.

Ankara Antlaşması (20 Ekim 1921)

TBMM Hükümeti ile Fransa arasında imzalandı (Fransa, Güneydoğu Anadolu’da Türk direnişiyle karşılaşmış, insan ve prestij kaybına uğramış, daha fazla zarar görmeden Anadolu’dan çekilmek istemiş, I. ve II. İnönü Savaşları’ndan sonra Türk Hükümeti’nin başarılı olacağını biliyordu, Sakarya Savaşı’yla bu görüşleri pekişmiş, Ankara ile ilk anlaşan olup bazı avantajlar elde etmek istemiş).

Bu antlaşma ile;

  • Türk-Fransız savaşı hukuki olarak sona erdirilmiş.
  • Fransa işgal ettiği topraklardan İskenderun ve Antakya (Hatay) hariç çekilecek.
  • Türkiye-Suriye sınırı Hatay dışında bugünkü durumunu almıştır.
  • İskenderun ve Antakya’da özel bir yönetim kurulacak. Bölgede yaşayan Türklere geniş haklar verilecek. Hatay’da Türkçe resmi dil olarak kalacak, Türk parası geçerli olacak.
  • Fransa Suriye’den çekilirse Hatay halkının kendi geleceğini kendisinin belirlemesi için halk oylamasına gidilmesine karar verildi.
  • Caber Kalesi Türk bayrağı altında Türkiye’nin mülkü sayılacak.

NOT: Günümüzde Suriye sınırları içindeki Caber Kalesi, Türk sınırları dışında Türk bayrağının dalgalandığı, Türk toprağı sayılan tek topraktır.

Önemi:

  • Hatay dışında Suriye sınırı çizildi.
  • İtilaf cephesi parçalandı, İngiltere yalnız kaldı.
  • Fransa TBMM Hükümetini ve Misak-ı Milli’yi tanıdı.
  • Güney cephesindeki birlikler Batı’ya kaydırıldı.
  • Hatay ve İskenderun özel bir statüye sahip olsa da (şimdilik kaydıyla) Misak-ı Milli’nin dışında kaldı.

NOT: Misak-ı Milli’yi ve yeni Türk devletini tanıyan ilk İtilaf Devleti Fransa’dır. 

Büyük Taarruz Ve Başkumandanlık Meydan Muharebesi (26–30 Ağustos 1922)

–  Sakarya’da yenilen Yunanlılar, işgal ettik­leri yerleri ellerinde tutabilmek için savun­maya geçtiler.

–  TBMM son hazırlıklarını yapıp Yunanlıları Anadolu’dan atmanın girişimini yapmıştır. Halk orduya destek vermeye devam etmiş, İstiklal Mahkemeleri devreye sokulmuştur. Düşman henüz yurttan atılamadığı için M. Kemal’in başkomutanlık görevi uzatılmıştır.

–  Saldırı planının amacı; düşman kuvvetlerini ani baskınla kuşatıp yok etmekti.

–  Türk ordusu yaklaşık bir yıllık hazırlıktan sonra düşmanı Anadolu’dan sö­küp atmak için, 26 Ağustos 1922’de taar­ruza geçti. Devletin bütün imkânları ile do­natılan Türk ordusu, Yunan kuvvetlerini kuşattı. 27 Ağustos’tan itibaren Türk ordusu üstünlüğü ele geçirdi, Yunan kuvvetleri geri çekilmeye başladı. Aslıhanlar bölgesinde yapılan bu savaşa Dumlupınar Meydan Savaşı denilmiştir. 30 Ağustos 1922 tarihinde Yunan kuvvetlerinin tamamen yok edildiği ve Başkomutan M. Kemal’in doğrudan yönettiği savaşa Başkomutanlık Savaşı denilmiştir. Dumlupınar’da Yunan kuvvetleri yok edildi. Kesin zafer kazanıldı.

–  Mustafa Kemal’in “Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” emriyle Yunanlılar takip edildi. Yunan Başkumandanı Trikopis esir alındı.

–  Türk kuvvetleri 6 Eylül’de Balıkesir’e, 8 Eylül’de Manisa’ya, 9 Eylül 1922 de İzmir’e, 10 Eylül’de Bursa’ya, 17 Eylül’de Bandırma’ya girdi. 18 Eylül 1922 günü Batı Anadolu tamamen düşmandan temizlendi.

–  Bu zafer, Anadolu’nun sonsuza kadar Türk vatanı kalacağını dünyaya ispat etti.

Büyük Taarruz’un Sonuçları

  • Milli mücadele başarıya ulaşmıştır.
  • Anadolu’da İtalyan ve Fransız işgalinden sonra Yunan işgali de sona ermiştir.
  • Kurtuluş Savaşı’nın askeri safhası başarıyla tamamlanmış, silahlı çatışma dönemi sona ermiş, siyasi dönem başlamıştır.
  • Ege Bölgesi düşmen işgalinden temizlenmiştir.
  • İçte milli birlik ve bütünlük sağlanmıştır.
  • Anadolu’nun sonsuza kadar Türk yurdu olarak kalacağı ispatlandı, Türk yurdunun parçalanamayacağı anlaşıldı.
  • Mudanya Ateşkes Antlaşması ve Lozan Barış Antlaşması’na ortam hazırladı.
  • Türk ordusu Çanakkale ve İzmit civarında İngiliz kuvvetleri ile karşı karşıya gelmiştir.
  • Bağımsız Türk Devleti’nin kuruluşuna zemin hazırlayan bir zaferdir.
  • İtilaf Devletleri Türkiye’nin gücünü kabul etmiştir.

Mudanya Ateşkes Antlaşması (11 Ekim 1922):

Batı Anadolu’nun, Yunanlılardan temiz­lenmesinden sonra Türk kuvvetleri Boğazlar ve İstanbul’a yürüdü, İngiltere, Boğazlar ve İstanbul’u savun­mak istediyse de, Fransa, İtalya’dan ve sömürgelerinden gerekli desteği göremedi. Sovyetler Birliği de Türkleri destekleyeceğini açıklayınca, ateşkes görüşmelerini kabul etmek zo­runda kaldı.

Mudanya’da (Bursa) yapılan ateşkes görüşmelerine İngiltere, Fransa, İtalya ve TBMM katıldı. Yunanistan görüşmelere katılmadı. Konferansta TBMM Hükümeti’ni İsmet Paşa temsil etti.

Görüşmeler sonunda Türkiye, İngiltere, Fransa ve İtalya ara­sında Mudanya Ateşkes Antlaşması im­zalandı.

Buna göre:

  1. Türk-Yunan savaşı sona erecek, antlaşma 14–15 Ekim gecesinden itibaren sona erecek.
  2. Doğu Trakya 15 gün içinde boşaltılacak, 30 gün içinde Türk yöneticilere devredilecek.
  3. Doğu Trakya (Edirne dâhil), Meriç Irmağının sol sahiline kadar Yunan ordusu tarafından boşaltılacak ve TBMM Hükümetine teslim edilecek. Türkler barış imzalanana kadar Doğu Trakya’da sekiz bin jandarma bulunduracak.
  4. Boğazlar ve İstanbul TBMM Hükümeti yö­netimine bırakılacak ancak barış antlaşmaları imzalanıncaya kadar İtilaf Devletleri İstanbul’da kalacak.
  5. Barış antlaşması imzalanıncaya kadar Türk silahlı kuvvetleri Çanakkale ve İzmit yarımadasında belirlenen çizgiyi geçemeyecek.
  6. İtilâf Devletlerinin kuvvetleri, barış imzala­nıncaya kadar İstanbul’da kalacak.
  7. Barış antlaşması imzalanıncaya kadar Meriç’in sağ sahili ve Karaağaç İtilaf Devletleri’nin işgali altında kalacak.

Önemi:

  • Yeni Türk Devleti hukuken kabul edildi.
  • Türk Kurtuluş Savaşı’nın askeri safhası sona erdi.
  • Boğazlar, İstanbul ve Doğu Trakya, savaş yapılmadan kurtarıldı.
  • Mondros Ateşkes Antlaşması hükümsüz hale geldi.
  • İstanbul’un TBMM’ye bırakılması ile İtilaf Devletleri Osmanlı saltanatının hukuken sona erdiğini kabul etmiş oldu ( Resmen Saltanatın kalkması ile sona erecek)
  • Kurtuluş Savaşımızın savaş dönemini bitiren antlaşmadır.
  • Lozan Antlaşması’nın temelini oluşturdu.
  • İngiltere’de hükümet değişikliği oldu, savaş yanlısı Loyd Corc Hükümeti düştü.

NOT: Lozan Antlaşması ile Misak-ı Milli’nin Trakya sınırı çizildi, İngiltere TBMM’yi resmen tanımış oldu.

NOT: Halide Edip Adıvar’ın “Ateşten Gömlek” adlı romanı, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun “Ankara” adlı romanı, M. Kemal’in “Nutuk” eseri Kurtuluş Savaşı yıllarını anlatan önemli eserlerdir.

ÜNİTE IV ÇAĞDAŞ TÜRKİYE YOLUNDA ADIMLAR

İnkılâp: Eski ve yıpranmış kurumların yerine yenisini ve daha modernini getirme hareketidir.

Atatürk İnkılâplarının Amaçları

  • Türkiye’yi muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkartmak
  • Modern Avrupa devletleri ile Türkiye’yi bütünleştirmek
  • Osmanlı Devleti’nden kalmış ve halkın ihtiyaçlarına cevap vermeyen kurumların yerine çağdaş kurumlar kurmak
  • Türkiye’de milli egemenlik ilkesini yerleştirmek

NOT: Atatürk inkılâpları Batı’yı örnek almış ancak taklitçi olmamıştır.

TÜRK İNKILÂBI

Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)

Nedenleri:

  • Lozan görüşmelerine İtilaf Devletleri’nin Osmanlı Hükümeti’ni de çağırmaları (İtilaf Devletleri iki tarafı birbirine düşürerek çıkar elde etmek istiyor)
  • Kurtuluş Savaşında padişahın olumsuz tutumu ve M. Kemal’in yeni kurulan devlette saltanat yerine Cumhuriyeti istemesi
  • Ulusal egemenliğin gerçekleştirilmek istenmesi

Lozan’a İstanbul hükümeti de çağrılınca M. Kemal Lozan Antlaşması öncesi saltanatla halifeliği ayıraraksaltanatı kaldırdı. Son padişah Vahdettin 17 Kasım 1922’de ülkeyi terk ederek İngilizlere sığındı. TBMM halife olarak Osmanlı soyundan gelen Abdülmecit Efendi’yi seçti.

Sonuçları:

  1. 623 yıllık Osmanlı Devleti resmen sona erdi.
  2. Son Osmanlı padişahı VI. Mehmet Vahdettin kaçarak İngilizlere sığındı.
  3. İtilaf Devletlerinin ikilik çıkarma oyunları sona erdi.
  4. Cumhuriyetin ilanı için zemin hazırladı.
  5. Milli egemenliğin önündeki en büyük engel ortadan kaldırıldı.

NOT: Saltanatın kaldırılmasıyla laikliğe geçişin ilk adımı gerçekleşti. Cumhuriyetin ilanı için zemin hazırlandı. Demokratikleşme yolunda önemli bir adım atıldı.

NOT: Halkın halifelik kurumuna hala bir bağlılığı olduğu için saltanat kaldırılırken halifeliğe dokunulmamıştır.

Zaferin Ve Bağımsızlığın Tescili Lozan Barış Antlaşması (24 Temmuz 1923)

Mudanya Ateşkes Antlaşmasından sonra barış esaslarını görüşmek üzere Lozan Konferansı toplandı (20 Kasım 1922). Konferans, tarafsız bir ülke olan İsviçre’nin Lozan kentinde toplandı. Konferansa TBMM adına (Mudanya’daki başarısından dolayı) İsmet Paşa katıldı.

Konferansa İstanbul Hükümeti de çağrılınca M. Kemal ikiliği önlemek ve Lozan’a tek katılmak için Saltanatı Lozan Antlaşması öncesi kaldırdı.

İtilaf Devletleri özellikle İngiltere ve Fransa, I. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan Osmanlı Devleti’nin yeniden gözden geçirilmesi olarak görüyor, Sevr’e benzer ayrıcalıklar elde etmek istiyorlardı.

TBMM bu görüşmelerde Misak-ı Milli sınırları içinde bağımsız yeni bir devletin kurulduğu, buna bağlı olarak da Osmanlılardan kalan kötü mirası üstlenmediğini kanıtlamak, milli egemenliği sınırlayıcı koşulları ortadan kaldırmak istiyordu.

  1. Kemal, bu görüşmelerde Ermeni Yurdu ve Kapitülasyonlar konusunda asla taviz vermemelerini istedi (ÖNEMLİ).

Konferansa Türkiye, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Yugoslavya katıldı. Boğazlarla ilgili konular görüşülürken, Sovyet Rusya ve Bulgaristan da hazır bulundular. ABD ise gözlemci olarak katılmıştır. Konferans üç önemli konuyu çözecekti.

  1. Türk – Yunan barışının esaslarını belirle­mek.
  2. Osmanlı Devleti’nin yerine, yeni Türk Devleti’ni ve onun haklarını tanımak.
  3. Osmanlı Devletinin yabancılara vermiş ol­duğu kapitülâsyonları kaldırmak.

Konferans görüşmeleri çok çetin geçti.

–  Borçlar meselesi,

–  Karaağaç,

–  Boğazlar,

–  Kapitülâsyonlar,

–  İstanbul’un İtilâf Devletlerince boşaltılması,

–  Irak sınırımızın belirlenmesi (Musul), konularında Türk heyetinin bütün iyi niyet çabalarına rağmen an­laşmaya varılamadı. Konferans 4 Şubat 1923’te dağıldı.

Konferans tekrar toplandığında Lozan Antlaşması imza­landı (24 Temmuz 1923).

Lozan Barış Antlaşması’nın Koşulları

  1. Sınırlar
  2. Güney Sınırı (Suriye): 20 Ekim 1921 tarihli Fransa ile imzalanan Ankara Antlaşması’nda belirlenen sınırlar kabul edildi.
  3. Güneydoğu Sınırı (Irak): Musul-Kerkük sorunundaki anlaşmazlıktan dolayı sınır belirlenmemiştir. Sınırın daha sonra (9 ay içinde) TBMM ile İngiltere arasında yapılacak ikili görüşmelerde belirlenmesine karar verilmiştir. Türkiye ile İngiltere arasında çözümlenemezse Milletler Cemiyeti’nin vereceği karara bırakılacaktı.
  4. Trakya Sınırı: Mudanya Antlaşması şartları kabul edildi. Meriç Nehri sınır oldu. Doğu Trakya Türkiye’ye, Batı Trakya Yunanistan’a bırakıldı.
  5. Bulgaristan Sınırı: İstanbul Antlaşması (1913) ve Nöyyi Antlaşması’nda (1919) belirlenen sınırlar kabul edildi. Meriç Nehri sınır oldu.
  6. Doğu Sınırı (İran): İran ile imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaşması’ndaki (1639) sınır kabul edildi.
  7. Kuzeydoğu Sınırı: Moskova Antlaşması ve Sovyet Rusya’nın egemenliğindeki Kafkas Cumhuriyetleri arasında imzalanan Kars Antlaşması kabul edildi.
  8. Ege Adaları
  • Gökçeada (İmroz) ve Bozcaada Türkiye’ye verilecek, bu adalar dışındaki Ege adaları silahsız olmak koşuluyla Yunanistan’a bırakılacaktı (Midilli, Sakız, Sisam, Nikarya vb).
  • 12 adalar İtalya’da kalmaya devam edecekti (II. Dünya Savaşı’ndan sonra 10 Şubat 1947’de İtalya ile yapılan antlaşma sonucu silahsız olarak Yunanistan’a bırakıldı).
  • Kıbrıs, İngiltere’ye bırakıldı (İngiltere’ye ayrıca Mısır ve Sudan da bırakıldı).
  1. Kapitülasyonlar

Tümüyle kaldırıldı (Misak-ı Milli’ye uygun olarak çözüldü). Ekonomik bağımsızlık sağlanmış oldu.

  1. Borçlar
  • Duyun-u Umumiye (Genel Borçlar İdaresi) kaldırılacaktır.
  • Borçlar Osmanlı Devleti’nden ayrılan devletler ile Türkiye arasında paylaştırılacaktır (1854–1912 yılları arasındaki borçlar; Yunanistan, Bulgaristan ve İtalya, 1912–1914 yılları arasında yapılan borçlar Arap topraklarında hâkimiyet kuran devletler arasında paylaştırıldı).
  • Osmanlı borçlarının büyük bir bölümünü TBMM ödeyecekti.
  • Türkiye, kendi payına düşeni, belirli taksitlerle Fransız Frangı olarak ödeyecekti.

NOT: Türkiye Osmanlı’dan kalan tüm borçları 1954 tarihinde tamamen bitirmiştir.

  1. Savaş Tazminatı

Yunanlılar savaş tazminatı olarak Türklere Karaağaç kasabasını vereceklerdi. İtilaf Devletleri’nin, Türlerden istedikleri savaş tazminatı kabul edilmeyecekti.

  1. Azınlık Hakları

Bütün azınlıklar Türk uyruklu olarak kabul edildi. Azınlıklarla Türkler her alanda eşit sayılacaktır (Aynı eğitim ilkesi geçerlidir; Bulundukları ülkede serbestçe dolaşma hakkına sahip olacaklar; Manevi ve siyasi ayrım yapılmayacak; Yasalar önünde eşit olacaklar; Siyasi sistem içinde yer alacaklar; Kendi anadillerini konuşacaklar).

  1. Nüfus Mübadelesi

Türkiye’deki Rumlar ile Yunanistan’daki Türkler değiştirilecekler. Fakat “Batı Trakya Türkleri ile İstanbul Rumları bu değişimden ayrı tutulacak.” (tam olarak 1930 da çözümlendi).

  1. Yabancı Okullar

Türkiye yabancı okullar konusunu bir iç sorun sayarak görüşmeyi reddetmiştir. Bu okullar Türk Devleti’nin koyacağı kanunlara göre faaliyet gösterecektir. Türkiye’deki yabancı okullar Türk Milli Eğitimi’nin esaslarını kabul edecekti. Türk kanunlarına ve diğer okulların bağlı bulundukları tüzük ve yönetmelik hükümlerine uyacaklardır. Türk Hükümeti bu okulların öğrenimini düzenleyecektir.

  1. Boğazlar
  • Boğazlar, başkanının Türk olduğu uluslar arası bir komisyon tarafından yönetilecek, iki yakası kıyıdan itibaren 15 km’lik bir kısmı ve İmralı Adası askerden arındırılacak.
  • Bu komisyon Milletler Cemiyeti’nin denetiminde olacak.
  • Barış zamanında ticaret gemileri ve uçaklar serbestçe geçebilecek, savaş zamanında ise Türkiye savaşta yer alırsa Boğazlarla ilgili istediği gibi davranma yetkisine sahip olacak.

NOT: Boğazlarla ilgili uluslar arası bir komisyonun varlığı milli bağımsızlığa aykırı bir durumdur. Bu durum 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile değişmiştir.

  1. Patrikhane Sorunu

Türk tarafının bütün çabalarına rağmen kaldırılamadı. Ortodoks Patrikhanesi’nin İstanbul’da kalmasına ama herhangi bir siyasi faaliyette bulunmamasına, yabancı kiliselerle ilişki kurmamasına karar verilmiştir. Patrik seçiminde Türkiye’nin hakkı yok ancak Yunanlıların hakkı vardı.

  1. İstanbul’un Boşaltılması

İtilaf Devletleri antlaşmanın imzalanmasından 6 hafta içinde boşaltılacaktır.

Lozan’da Çözümlenemeyen (Yarım Kalan) Konular:

  • Fener Rum Patrikhanesi bütün çabalara rağmen yurt dışına çıkarılamadı.
  • Boğazlar konusunda tam hâkimiyet sağlanamadı.
  • Hatay ve Musul sorunları Misak-ı Milli’ye uygun çözülemedi.
  • Türkiye Ege Adaları ve 12 Ada’yı alamadı.

Önemi:

  • Yeni Türk Devleti’nin varlığı ve bağımsızlığı bütün dünya devletlerince resmen tanındı.
  • Türkiye’de yapılaması düşünülen inkılâplar için uygun ortam oluşturdu.
  • İtilaf Devletleri bu antlaşmayla Misak-ı Milli’yi tanımış oldu. Misak-ı Milli büyük ölçüde gerçekleşti.
  • Sömürge altında yaşayan milletlere bağımsızlık yolunda örnek oldu.
  • İtilaf Devletleri, Osmanlı Devleti’nin hukuken sona erdiğini resmen kabul etmiştir.
  • Türkiye’nin bağımsızlığını ve egemenliğini sınırlayan engeller büyük ölçüde kaldırıldı.
  • Osmanlı Devleti’nden kalan sorunların birçoğu çözüme kavuşturuldu.
  • Dünya Savaşı’nı bitiren son antlaşmadır. Günümüzde halen geçerliğini korumaktadır.
  • Kapitülasyonlar kaldırıldı. Siyasî bağımsızlık yanında ekonomik ba­ğımsızlık elde edildi.
  1. TBMM’nin Açılması (11 Ağustos 1923–1 Ekim 1927)

Nedenleri:

  • Kurtuluş Savaşı yıllarında I. Meclis’in yıpranması (milli bağımsızlık ilkesini gerçekleştirmiş)
  • Meclis’te saltanat yanlılarının muhalefeti
  • Ulusal egemenliğin yerleşmesi ve devrimleri gerçekleştirecek devrimci kadrolara olan gereksinim

Seçimlere 1 Nisan 1923’te karar verilmiş ve 23 Nisan 1923’te gerçekleştirmiştir. 9 Ağustos 1923’te “Müdafaa-i Hukuk Grubu”, “Halk Partisi” adını almış, 11 Ağustos’ta da yeni yasama yılına başlanmıştır.

  1. TBMM; hukuk, ekonomi, eğitim ve toplum alanında devrim hareketlerini gerçekleştirmiş, eski yasama döneminden kalan sorunlar bu dönemde çözüme kavuşturulmuştur.

NOT: Lozan Barış Antlaşması’nın onaylanması, Cumhuriyet’in ilanı ve Ankara’nın başkent olması bu yasama döneminde olmuştur.

NOT: Bu yönleriyle II. TBMM İnkılâp Meclisi özelliğindedir.

Milli Sınırlardan Milli Ekonomiye:

Osmanlı Devleti’nde Ekonomik Yapı

Osmanlı Devleti’nde ulusal bir ekonomi bulunmamaktadır. Nedenleri:

  • Türkler, genel olarak, askerlik, memurluk ve tarım ile uğraşırlar, ticaret ile uğraşmayı onurlu bir iş olarak görmezlerdi (Osmanlı’da ticaret azınlıkların elindeydi).
  • Osmanlı Devleti, Avrupa devletleri gibi Sanayi Devrimi’ni gerçekleştirememiştir.
  • Batılı devletler Kapitülasyon niteliğinde ticari antlaşmalar yapmıştır (Osmanlı ülkesi açık pazar durumuna gelmiş, ucuz yabancı mallar karşısında yerli küçük sanayi çökmüş).
  • İlk kez Kırım Savaşı’nda İngiltere’den alınan dış borçlar ödenememiş, Batılı devletler II. Abdülhamit döneminde Duyun-u Umumiye (Genel Borçlar İdaresi)’yi kurmuşlardır.
  • İlkel tarım yöntemleri kullanılmıştır.

İzmir (Türkiye) İktisat Kongresi (17 Şubat 1923)

Ülke ekonomisinin durumu Kurtuluş savaşında iyice bo­zulmuştu. Elde edilen askeri ve siyasi başarının bir ben­zeri ekonomik alanda da sağlanması şarttı.

Yeni Türk Devleti’nin ekonomiyi güçlendirmek, ekonomide izleyeceği yolu araştırmak, kalkınma hedeflerini belirlemek ve milli ekonominin kurulmasıy­la ilgili esasları belirlemek amacıyla 17 Şubat 1923’de İz­mir İktisat Kongresi toplandı. Bu kongreye çiftçi, tüccar, esnaf, sanayici ve işçi kesimlerinden toplam 1135 temsilci katıldı. Burada Misak-ı iktisadi (ekonomik ant) kabul edildi.

Kongrede alınan kararlar:

  1. Hammaddesi yurt içinde yetişen veya yetiştirilebilen sanayi dallarının kurulmalı, yabancı tekellerden kaçınılmalıdır.
  2. Sanayi özendirilmeli ve ulusal bankalar kurulmalıdır.
  3. Küçük işletmelerden büyük işletme ve fabrikalara geçilmelidir.
  4. Özel teşebbüse (çiftçilere) kredi sağlayan bir devlet bankası kurulmalıdır (devlet özel girişimciyi destekleyecek).
  5. Devlet ekonomik görevleri üstlenmelidir (Devletçilik ilkesi benimsenmiştir)
  6. Sanayinin her alanda geliştirilmelidir
  7. Milli sanayi kurulmalı ve ihracat teşvik edilmelidir.
  8. Yerli malı ve yerli sanayi teşvik edilmelidir.
  9. Ekonominin gelişmesi için planlı ekonomi uygulanmalıdır.
  10. İşçilerin durumu düzeltilmelidir.

Misak-ı İktisadi (Ekonomik And)

Büyük devletlere bağımlı olmadan kendi gücümüzle ve öz kaynaklarımızla kalkınma gerekliliğidir. Misak-ı İktisadi’nin kabul edilmesi sonucu; beş yıllık kalkınma planı (1934–1939) kabul edilmiş, sorunlar ele alınmış ve çözümler uygulanmaya başlanmıştır.

NOT: Özel sermaye birikiminin yetersizliği, yetişmiş iş gücünün azlığı gibi nedenlerle İzmir İktisat Kongresi’nde alınan kararlar amacına ulaşamamıştır. 

Ankara’nın Başkent Olması (13 Ekim 1923)

M.Kemal Sivas kongresinden sonra (27 Aralık 1919) temsil heyeti ile Ankara’ya gelmişti. Savaşı buradan yönetti, meclisi burada açtı. Ankara başkent gibi bir konumdaydı. M.Kemal Ankara’nın resmi olarak başkent olmasını istedi. Ankara, askeri ve coğrafi özellikleri de göz önünde bulundurarak 13 Ekim 1923 tarihinde tek maddelik kanun teklifi ile “Türkiye Devleti’nin başkenti Ankara’dır.” İfadesi anayasamızda yerini aldı.

Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923)

Nedenleri:

  • Devletin adının olmaması (Yeni Türk Devleti “Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti” adını taşıyordu).
  • Devlet başkanlığı makamının olmaması (Meclisin başkanı hükümetin de başkanı idi. Bu durumda devlet başkanlığı yokmuş gibi görünüyordu).
  • “Meclis Hükümeti”sisteminin işleyemez durumda olması.
  • Ulusal egemenliğin ancak cumhuriyet rejimi ile sağlanacağına inanılması.
  • Ülkede hükümet bunalımının yaşanması.

1923 Ekim ayının sonlarına doğru Fethi (Okyar) beyin başkanlığındaki hükümet istifa etti. Yeni hükümet kurma işi bunalıma dönüştü. Meclis Hükümeti sistemi seçimlerde sorun yaratıyordu. M. Kemal bu sorunu ortadan kaldırmak için Cumhuriyetin ilan edilmesini istiyordu.

Gelişmeleri yakından takip eden Mustafa Kemal yakın ar­kadaşlarını Çankaya köşküne davet etti. 28 Ekim akşamı yakın arkadaşlarının da görüşlerini aldıktan sonra “yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz” dedi. O gece Mustafa Kemal ile İsmet Paşa hazırladıkları kanun tasarısını ertesi günü meclise sundular. Aynı gün meclis, cumhuriyetin ilanını resmen kabul etti ve ilk cumhurbaşkanı da oy birliğiyle Mustafa Kemal seçildi.

Sonuçları:

  • Cumhuriyetin ilanıyla yeni Türk devletinin adı belli ol­du (konuldu) ve rejim konusundaki tartışmalar da so­na erdi (devletin adı; Türkiye Cumhuriyeti, rejimi; Cumhuriyet).
  • “Meclis hükümeti” yerine “kabine sistemine” geçildi, (bu­na göre cumhurbaşkanı, başbakanı atayacak, başba­kan da bakanları seçerek cumhurbaşkanının onayına sunacak), başbakanlık makamı oluşturuldu, böylece devlet başkanlığı sorunu çözümlendi.
  • Devlet başkanlığı sorunu çözüldü. Çünkü devletin yegâne başkanı, cumhurbaşkanı Mustafa Kemal oldu.
  • Devrimlerin gerçekleştirilmesi için uygun ortam hazırlanmıştır.
  • Ulusal egemenlik düşüncesi başarılı olmuş, çağdaşlaşma yolunda önemli bir adım atılmıştır.
  • Cumhurbaşkanı seçimini meclisin yapacağı kesinleşmiştir.

NOT: Türkiye Cumhuriyetinin ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ilk başbakanı İsmet İnönü, ilk meclis başkanı da Fethi Okyar oldu.

NOT: Cumhuriyet’in ilanı ile 1921 Anayasası’nda esaslı değişiklikler yapılmış, Türkiye’nin hükümet şeklinin Cumhuriyet, dininin İslam, resmi dilinin Türkçe olduğu şeklindeki madde Anayasa’ya konulmuştur (1921 Anayasası laik değildir).

Çağdaş Devlete Doğru:

Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)

Halifeliğin Kaldırılma Nedenleri

  1. Saltanatın kaldırılması ve Vahdettin’in ülkeyi terk etmesinden sonra TBMM, Abdülmecit Efendi’yi halife seçti. Çünkü kamuoyu henüz halifeliğin kaldırılmasına hazır değildi. Ama Cumhuriyet’in ilanı ve devlet başkanının seçilmesi ile halifeliğin rolü kalmamıştı.
  2. Saltanatın kaldırılması ve Cumhuriyet’in ilanından sonra eski rejim taraftarlarının ve devrimlere karşı olanların sığınabilecekleri tek güç olarak halifelik kalmıştı.
  3. Bazı TBMM üyeleri, halifeyi milletin üstünde görmeye başlamışlar, “TBMM halifenin, halife de TBMM’nindir” şeklinde propagandalara girişmişlerdi.
  4. Halifelik makamı, Milliyetçilik ve Ulusal Egemenlik anlayışına ters düşmekteydi.
  5. Türkiye, çağdaşlaşma yolunda olduğuna ve laikliği amaçladığına göre halifeliğin böyle bir rejimde yeri yoktu.
  6. Abdülmecit Efendi, zamanla padişah gibi davranmaya, hatta saltanat için propaganda yapmaya başlamıştı.

1 Kasım 1922’de saltanat ve halifelik birbirinden ayrılarak saltanat kaldırıldı ve halifeliğin yetkileri dinî konularla sınırlandırıldı. Vahdettin’in ülkeyi terk etmesinden sonra, Osmanlı sülâlesinden Abdülmecit Efendi, TBMM tarafından halife seçildi. Kendisine sadece Müslümanların halifesi unvanını kullanması bildirildi. Halife olan Abdülmecit Efendi’nin, zamanla hükümetin talimatlarının dışına çıktığı görüldü. Kendisini devlet başkanı gibi görmeye başladı. Bu durum ise yeni rejim için bir huzursuzluk kaynağı oluyordu. Buna karşı derhal tedbir alınması gerekiyordu. Ayrıca Türkiye’de gerçekleştirilmesi düşünülen inkılâpların yapılabilmesi için halifeliğin kaldırılması zorunlu idi.

Bu sebeplerden dolayı 3 Mart 1924’te TBMM’de kabul edilen bir kanunla halifelik kaldırıldı. Aynı gün;

  • Tevhid-i Tedrisat Yasası (Eğitim-Öğretimin birleştirilmesi) çıkarıldı.
  • Şer’iye ve Evkaf Vekâleti (Şeriat İşleri ve Vakıflar başkanlığı) kaldırılarak yerine Diyanet İşleri Başkanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü kuruldu.
  • Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Vekâleti kaldırıldı. Böylece Genel Kurmay Başkanlığı’nın hükümet ve siyaset dışına çıkması sağlandı.
  • Osmanlı hanedan üyelerinin ülke sınırları dışına çıkarılması kararlaştırıldı.

Halifeliğin Kaldırılmasının Sonuçları                                                                                                                     

  • Laikliğe geçişin en önemli adımı gerçekleşti.
  • Yapılacak inkılâpların önündeki en büyük engel ortadan kaldırıldı.
  • Türkiye’de ümmetçilik anlayışları sona erdi, ulusal egemenlik daha da güçlendi.
  • Eski rejim karşıtları önemli bir dayanaklarını kaybettiler.
  • Cumhuriyet rejiminin temelleri sağlamlaştırıldı.
  • Milliyetçiliğin temelleri güçlendirildi.
  • Bağımsız bir dış politika izlenmesine zemin hazırlandı.

Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) Kanunu ve Medreselerin Kaldırılması (3 Mart 1924):

Osmanlılarda en önemli eğitim kurumları medreselerdi. Osmanlı devletinin yenileme ve çöküş dönemlerinde di­ğer kurumlar gibi medreseler de bozulmuştu. Tanzi­mat’tan itibaren batı tarzında eğitim veren modern okullar açılmış­tı. Aynı zamanda devlet kontrolü dışında eğitim yapan azınlık ve yabancı ülkelerin okulları da bulunmaktaydı. Bu nedenle Osmanlı’da eğitimde birlik yoktu, kültürel anlamda ikilik vardı.

Osmanlı Devleti’nde eğitim kurumları çağın gerisinde kalmıştı. Çağdaş ve modern bir Türkiye için eğitimin çağdaşlaşması ve la­ikleşmesi gerekiyordu. Bu amaçla eğitim alanında inkılâplar yapıldı.Bunun ilk öncülüğünü de Tevhit-i Tedrisat (Öğretim Birliği) Ka­nunu aldı (3 Mat 1924).

Tevhid-i Tedrisat Kanunu İle;

  • Medreseler kapatıldı, laikliğin gerçekleştirilmesinde önemli bir adım atıldı (laik bir eğitim benimsendi).
  • Modern eğitim kurumları açıldı.
  • Milli Eğitim Bakanlığı kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki bütün okullar Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlandı. Mili Eğitim Bakanlığı bütün eğitim ve öğretim işlerinin tek sorumlusu haline geldi.
  • İlköğretim kız ve erkek çocuklara zorunlu hale getirildi.
  • Azınlık ve yabancı okulların dini ve siyasi amaçlarla öğretim yapmaları önlendi.
  • Yabancı okulların ders programlarına Türkçe kültür derleri kondu ve bu derslerin Türk öğretmenler tarafından okutulması sağlandı.

Milli Eğitimin Esasları:

  1. Öğretim birliğinin sağlanması
  2. Eğitimde erkek ve kız çocuklarının eşitliğinin sağlanması (karma eğitim)
  3. Öğretimin yaygınlaştırılması ve kolaylaştırılması
  4. Eğitimde fikir ve hareketin birlikte yürütülmesi
  5. Eğitim programlarının, sosyal hayatın ve çağımızın ihtiyaçlarını karşılayacak özellikte olması
  6. Eğitim programlarının milli ve bilimsel olması
  7. Eğitim ve öğretimde disiplinin sağlanması
  8. İlköğretimin zorunlu ve parasız olması
  9. Görev ve sorumluluklarını bilen yetenekli öğretmenlerin yetiştirilmesi

Maarif Teşkilatı Hakkında Kanunun Çıkarılması (2 Mart 1926)

Bu kanunla laik eğitim anlayışı benimsendi. İlk ve orta öğretim programları milli ve çağdaş esaslara göre yeniden düzenlendi. Eğitim çağdaşlaştırıldı.

NOT: Bu yasa günümüz eğitim sisteminin temellerini atmıştır.

Çok Partili Demokratik Hayat:

Demokrasilerin düzgün işleyebilmesi için birden fazla partiye gerek vardır. Siyasi partiler demokratik hayatın ve çoğulculuk sisteminin vazgeçilmez unsurlarıdır M. Kemal Türk milleti için en uygun yönetim şeklinin çok partili sisteme dayalı cumhuriyet ve demokrasi anlayışı olduğunu biliyordu. Çok partili demokratik rejimlerde halk, siyasi partiler aracılığıyla kendi düşüncelerini serbestçe ifade etme özgürlüğüne sahipti. Ayrıca muhalefet partileri iktidar partisini denetleme yetkisine de sahip oluyordu. . M. Kemal bu nedenle çoklu parti için çalışmaların başlanmasını istiyordu. M. Kemal çok partili hayata geçişe öncülük etmiş, ilk siyasi partiyi kurmuşlardır.

  1. Kemal’in isteği ile çok partili rejim denemeleri için kurulacak partiler ülke rejimini tehdit edince çok partili rejim denemelerine bir süre ara verilecek. 1946’da Demokrat Parti kurulması ile çok partili hayat başlayacak. 1950’ya kadar Cumhuriyet Halk Fırkası iktidarda kaldı.
  1. a) Cumhuriyet Halk Fırkası (9 Eylül 1923)

Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı döneminde “Anadolu ve Rumeli Müdafaa­yı Hukuk” grubunu kurdu. Bağımsızlığın kazanılmasıyla görevini tamamlayan bu grup daha sonra Atatürk’ün emriyle Halk fırkası adını aldı.           (9 Eylül 1923). Cumhuriyetin ilanından sonra ise ismi değiştirilerek Cum­huriyet Halk partisi oldu. Böylece cumhuriyet tarihinin ilk siyasi partisi kurulmuş oldu. Partinin başkanı M. Kemal oldu. Partinin programı, M. Kemal’in yapmayı planladığı yenilikleri kapsıyordu. 1950 yılına kadar sürekli iktidarda kalmıştır.

Özellikleri:

  • TC’nin il siyasi partisidir.
  • Halk Partisi adı ile kurulmuş, cumhuriyetin ilanından sonra “Cumhuriyet Halk Partisi” adını almıştır.
  • Mecliste oluşturulan Müdafaa-i Hukuk grubunun partileşmiş durumudur.
  • Tüm ulusun partisidir.
  • Cumhuriyet devrimleri bu parti ile gerçekleştirilmiş ve yerleştirilmiştir.
  • Programın temeli 6 ilke çerçevesinde oluşmuştur.
  • Ekonomide Devletçilik ilkesini benimsemiştir.

NOT: M. Kemal, başlangıçta asker olup milletvekili olanlardan ya siyasete ya da orduya geri dönmelerini istemiştir. Böylece ordu siyasetten ayrılmıştır.

  1. b) Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (17 Kasım 1924)

Cumhuriyetin ilanından sonra mecliste, yönetimdeki Cumhuriyet Halk Fırkası’na karşı bir muhalefet oluştu. CHP’nin meclis üzerinde baskı yaptığı iddia ediliyor, bu baskının kaldırılması isteniyordu.

Bu parti, kurtuluş savaşında Atatürk’le aynı saflarda bu­lunmuş olan bir grup sivil ve asker tarafından kuruldu. Bu kişiler Kazım Karabekir (partinin başkanı) Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Adnan Adıvar’dı.

Atatürk yeni kurulan partiyi olumlu karşıladı. Çünkü de­mokrasilerde çok parti olmalıydı. Aynı zamanda hüküme­tin denetlenmesi için de muhalefet partilerinin bulunması gerekliydi. Demokrasinin yerleşmesi için bu gerekliydi.

Özellikleri:

  • TC’nin ikinci siyasi, ilk muhalefet partisidir.
  • Kemal’e ve devrimlere karşıdır.
  • Eski düzen yanlılarınca desteklenmişlerdir.
  • Ekonomide liberalizmi (serbest ekonomi) savunmuştur.

Terakkiperver Cumhuriyet fırkası demokratik hayatı be­nimsemekle beraber dini inanışlara saygılıyız görüşüne de ağırlık veriyordu. Programında “Parti dini inançlara saygılıdır” görüşünün yer alması cumhuriyet karşıtlarının parti içinde toplanmasına neden oldu. Kısa zamanda amacından sapan parti, aynı zamanda inkılâpları benimsemeyen kişilerin sı­ğınabileceği bir yer durumuna geldi. Doğuda çıkan Şeyh Sait ayaklanmasında, partinin bazı yöneticilerinin de rolü olduğu gerekçesiyle, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kapatıldı (5 Haziran 1925). Henüz çok partili hayata geçme zamanının gelmediği anlaşıldı.

Şeyh Sait Ayaklanması (13 Şubat 1925)

Sebepleri:

  • Cumhuriyet yönetimini kendi çıkarlarına aykırı gören kişilerin “Din elden gidiyor!” parolasıyla bir kısım halkı kışkırtmaları
  • Şeyh Sait ve adamlarının saltanat ve hilafeti geri getirmek istemeleri
  • Terakkiperver Cumhuriyet Partisi’nin sert muhalefeti, laiklik karşıtı görüşleri
  • İngiltere’nin, o sıralarda görüşülen Musul meselesini kendi çıkarları doğrultusunda çözebilmek için bölge halkını kışkırtması ve ayaklanmaları desteklemesi
  • Doğu ve Güneydoğu’da ayrılıkçı akımların gelişmesi

Şeyh Sait adında bir kişi, etrafına topladığı cahil kişilerle hükümete karşı ayaklandı. İsyanın amacı; Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmak ve Osmanlı devlet düzenini geri getirmekti. Ayaklanma, 13 Şubat 1925’te Diyarbakır-Ergani ilçesinin Piran köyünde başlayarak kısa sürede Elazığ, Erzurum, Muş, Bitlis ve Diyarbakır’da etkili oldu, bölgeye yayıldı. İngilizler isyancılara silah ve cephane yardımında bulundu. Ali Fethi Okyar Hükümeti isyanın bastırılmasında başarılı olamayınca istifa etti. Yeni hükümeti kuran İsmet Paşa aldığı askeri ve siyasi önlemlerle isyanı bastırdı.

Alınan Önlemler:

  • Bölgeye ordu gönderilmiştir.
  • Bölgesel seferberlik ilan edildi (Doğu ve Güneydoğu’da).
  • Takrir-i Sükûn (Huzuru Sağlama) Yasası çıkarıldı (4 Mart 1925). Bu kanun 1929 yılına kadar yürürlükte kaldı.
  • İstiklal Mahkemeleri kuruldu, suçlular cezalandırıldı.

Sonuçları:

  • Ayaklanma bastırıldı, ancak Türk ordusu yıprandı.
  • Ayaklanmada rolü olduğu gerekçesiyle Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kapatıldı (5 Haziran 1925).
  • Ayaklanma nedeniyle Musul sorunuyla yeterince ilgilenilememiş ve Irak İngiltere’ye verilmiş (1926-Ankara Ant.)
  • Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmaya yönelik ilk isyan bastırılmıştır.
  • Türkiye’de çok partili hayata geçiş için yapılan ilk deneme başarısızlıkla sonuçlanmıştır.
  • Şeyh Sait İsyanı, Türkiye’de çok partili hayata geçiş için ortamın uygun olmadığını ve henüz demokrasinin tam anlamıyla uygulanamadığını göstermiştir.

NOT: Şeyh Sait ayaklanması cumhuriyete ve inkılâplara karşı yapıl­mış ilk büyük isyandır.

  1. c) Serbest Cumhuriyet Fırkası (12 Ağustos 1930):

1929–1930 yılında, Dünyada büyük bir eko­nomik kriz yaşandı. Ülkemiz de bundan etkilendi. Hükü­metin ekonomik programı bazı milletvekilleri tarafından eleştirildi. Mustafa Kemal “yeni bir parti kurulursa hükümet daha iyi denetlenebilir” diyordu. Ekonomik bunalımlar karşısında yeni çözümlerin ortaya konmasını, iktidarın daha iyi denetlenmesini, halkın görüşlerinin tam yansımasını, demokrasinin daha sağlıklı işlemesini istiyordu. Bu amaçla yakın arkadaşı Fethi Okyar’a yeni bir parti kurmasını istedi. Böylece Türki­ye’nin üçüncü partisi olan Serbest Cumhuriyet Fırkası Fethi Okyar’ın başkanlığında kuruldu (12 Ağustos 1930).

Özellikleri:

  • TC’nin üçüncü siyasi, ikinci muhalefet partisidir.
  • Cumhuriyet ve laiklik ilkelerine, devrimlere bağlı ve saygılıdır.
  • Ekonomide Liberalizmi savunmuştur.

Demokrasinin gereği olarak kurulan bu parti kısa sürede laikliğe karşı olanların toplandığı bir parti haline geldi.

Fethi Bey, partinin devlet için tehlikeli olmaya başlaması üzerine partiyi kapatmak zorunda kaldı (17 Kasım 1930).

Menemen Olayı (23 Aralık 1930)

Sebepleri:

  • Cumhuriyete ve laikliğe karşı olanların din uğruna hareket ettiklerini açıklayarak “Din elden gidiyor!”sloganı ile ayaklanma çıkarması
  • Serbest Cumhuriyet Partisi’nin Ege Bölgesi’nde gericilerin denetimine girmesi
  • Laiklik karşıtı eylemlerin artması üzerine partinin kapatılması, bölgedeki Nakşibendî tarikatının partinin kapatılmasına tepki göstermesi

Derviş Mehmet adındaki kişi, etrafına topladığı cahil insanlarla “Şeriat isteriz!” sloganıyla 23 Aralık 1930’da İzmir-Menemen’de ayaklandılar. Ayaklanmayı bastırmak isteyen Öğretmen Asteğmen Kubilay, isyancılar tarafından şehit edildi.

Bunun üzerine Menemen’e askeri birlikler gönderilerek ayaklanma bastırıldı, isyancılar yargılanarak cezalandırıldı.

NOT: Cumhuriyete ve laik düzene karşı girişilen ikinci büyük gerici ayaklanmadır.

NOT: Türkiye’de laik devlet düzeninin henüz yeterince olgunlaşmadığı, çok partili hayata geçmek için henüz elverişli ortamın oluşmadığını ortaya koymuştur. M. Kemal, bu olaydan sonra çok partili siyasi yaşama ara vermiştir.

NOT: Ülkemizde çok partili siyasi hayata tam olarak 1946 yılında geçilmiştir.

NOT: 1946 yılına kadar devlet tek parti ile yönetilmek zorunda kaldı. Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan Cumhuriyet Halk Partisi’nden ayrılıp Demokrat Parti’yi kurdular. 1946 yılında Cumhuriyet Halk Partisi seçimleri kazandı. 1948 yılında Millet Partisi kuruldu. 1950 yılındaki seçimleri Demokrat Parti kazandı.

Çağdaş uygarlığa Doğru Adımlar:

  1. Kılık Kıyafet Kanunu (3 Aralık 1934) ve Şapka Kanunu (25 Kasım 1925)

Kılık kıyafet insanların hayat tarzlarını ve kültürlerini yan­sıtır. Osmanlı Devleti zamanında giyimde birlik yoktu. Osmanlı devletinde giyim kuşam her milletin kendi örfüne göre düzenlenirdi. II. Mahmut devlet adamları ve askerler arasında kıyafet birliği sağlamaya çalıştı.

  1. Kemal, Türk insanının çağdaş bir görünüm kazanması ve giyimde birliğin sağlanması için çalışmalar yaptı. Ata­türk Kastamonu’ya yaptığı gezide şapkayı tanıttı. 25 Ka­sım 1925’te de şapka kanunu çıkarıldı.

1934 yılında çıkarılan başka kanunla da din adamlarının, ibadet yerlerinin dışında dini kıyafetle gezmesi yasaklan­dı. Sadece en büyük din görevlileri kıyafeti ile dolaşabilecekti. (Diyanet İşleri Başkanı, Rum ve Ermeni Patrikleri, Hahambaşı gibi)

Kadınlarla ilgili herhangi zorlama ve kanun çıkarılmadı, Türk kadını çarşaf ve peçeyi atıp zamanla modern kıyafeti benimsediler.

NOT: Kılık-kıyafet düzenlenmesi çalışmaları çağdaşlaşma ile ilgilidir. 

  1. Takvim saat ve ölçülerde değişiklik

Batılı ülkelerle olan ekonomik ve ticari ilişkileri geliştirmek, resmi ilişkileri kolaylaştırmak ve ticari ilişkilerde birlik sağlamak amacıyla bazı düzenlemeler yapıldı.

  • Hicri ve Rumi takvim yerine Miladi Takvim kabul edildi (26 Aralık 1925). 1 Ocak 1926’dan itibaren uygulandı.
  • Alaturka saat yerine (güneşin batışına göre ayarlanan) uluslar arası alafranga saat sistemi kabul edildi; gün, gece yarısından başlatıldı ve yirmi dört tane saat dilimine ayrıldı.
  • Ağırlık ve uzunluk ölçüleri değiştirildi. Okka, kile ve dirhem yerine kilogram ve litre, arşın ve endaze yerine metre kabul edildi (26 Mart 1931).
  • Hafta tatili Cuma gününden cumartesi öğleden sonra ve pazara alındı (1935).

Bu yeniliklerle iç piyasada alışveriş canlanırken, milletle­rarası ticarette büyük kolaylık sağlandı. Ticaret ve ekonomi alanlarında işlemler kolaylaştırıldı.

  1. Tekke ve Zaviye ve Türbelerin Kapatılması (30 Kasım 1925)

Tarikat; tanrıya ulaşmak için izlenen yolların her birine denir. Tekke; tarikat üyelerinin toplandığı eğitim yerleridir. Zaviye; tekkenin daha küçüğüdür.

Tekke ve zaviyeler Osmanlı devletinde tarikatların faali­yet yaptığı yerlerdi. Osmanlı devletinin son zamanlarında Tekke ve zaviyeler esas görevlerinden uzaklaştılar. Hal­kın din duygularının istismar edildiği yerler haline geldi. Ulusal egemenlik anlayışına karşı idiler. Din işlerinin yanında siyasi alanda da etkili bir duruma gelmişlerdi. Atatürk ilke ve inkılâplarına ters düşüyor, milli birlik ve bütünlüğe zarar veriyorlardı. Laik bir devlet olan Türkiye Cumhuriyetinde böyle kuru­luşların yeri olamazdı.

30 Kasım 1925’te çıkarılan bir ka­nunla Tekke ve Zaviyeler kapatıldı. Şeyh, derviş, mürit, dede gibi un­vanlar da yasaklandı.

NOT: Tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması toplumun laikleşmesi yolunda atılan önemli bir adımdır.

HUKUK VE AİLE:

Hukuk vatandaşların devletle ve birbirileriyle olan ilişkilerini düzenleyen kurallar bütünüdür.

1- 1921 Anayasasının Kabulü (Teşkilat-I Esasiye) 20 Ocak 1921

— Yeni Türk devletinin ilk anayasası olan Teşkilat-ı Esasiye 20 Ocak 1921 tarihinde TBMM’de kabul edilmiştir. Bu anayasa kısa ve öz olarak hazırlanmıştır. Çünkü bu dönemde Kurtuluş Savaşı devam ediyordu. Bu anayasa daha çok TBMM’nin Anadolu’daki etkinliğini sağlamak amacıyla hazırlanmıştır.

— 1921 Anayasası’nda “Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir.” Maddesi ile ilk defa millet devlet yönetiminde yasal olarak söz ve karar sahibi olmuştur. TBMM’nin üstünde bir güç olmadığını vurgulamıştır.

—1921 Anayasası’na göre Güçler Birliği ilkesi kabul edilmiştir. Buna göre kanun yapma, yürütme yetkisi ve yargı milletin tek temsilcisi olan TBMM’ye verilmiştir. Bu madde Kurtuluş Savaşı yıllarında daha çabuk karar alabilmek için uygulanmıştır.

—1921 Anayasasında devletin şekliyle ilgili bir hüküm yoktur. Millî egemenlik anlayışının doğal sonucu olan cumhuriyet adının konması sonraya bırakılmıştır.

— Seçimlerin 4 yılda bir yapılması hükme bağlanmıştır.

— 29 Ekim 1923’de Cumhuriyet ilân edilince 1921 Anayasası’na “Türkiye devleti bir Cumhuriyettir” maddesi eklenmiştir.

2- 1924 Anayasası

Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasından sonra hazırlanmıştır. 1924 Anayasası’nda ulusal hâkimiyet, TBMM’nin üstünlüğü, tek meclis ve “Güçler birliği ilkesi”, Cumhurbaşkanı’nın ve milletvekillerinin TBMM’den ve 4 yıl için seçilebileceği, üst üste aynı kişinin Cumhurbaşkanı seçilebileceği, yargı hakkının bağımsız mahkemelerde olduğu, Cumhuriyet rejiminin değişmezliği ve Danıştay’ın kurulması, seçme ve seçilme hakkının yalnız erkeklere tanınması gibi maddeler vardı. “devletin dini İslam, dili Türkçe ve başkenti Ankara’dır” maddesi yer almıştır. Devletin dininin belirtilmesi bu anayasanın laik olmadığını gösterir.

1924 Anayasası’nda da 1960 yılına kadar düzenlemeler olmuştur.

1924 Anayasası’nda Yapılan Değişiklikler

  1. 1928 yılında “devletin dini İslam’dır” maddesi çıkarıldı.
  2. 5 Aralık 1934 yılında kadınlara seçme-seçilme hakkı tanındı.
  3. 5 Şubat 1937 yılında CHP’nin “altı oku” Anayasaya alındı.
  4. Çiftçilerin topraklandırılması ve ormanların devletleştirilmesine ilişkin hükümler yer aldı.

NOT: 1924 Anayasası’nda yargı biçimsel olarak bağımsız hale getirilmiş, bu nedenle güçler birliği devam etmiş. Güçler ayrılığı sistemi gerçek anlamda 1961 Anayasası ile kabul edilmiştir.

3- Türk Medeni Kanununun Kabulü (17 Şubat 1926)

Kişilerin hakları, borçları, aile kurması, bunun işleyişi, evlenme, boşanma, miras ve kişilerin birbiri ile ilgili işlemleri medeni hukuk kapsamındadır.

Osmanlı Devleti’nde hukuk kuraları din kurallarına ve örfe dayanıyordu. Hukukta birlik yoktu. Avrupa devletlerinde modern hukuk kuralları uygulanırken Osmanlı Devleti’nde Tanzimat döneminde dini ve örfi kurallara dayalı “MECELLE” adı verilen kanun hazırlanmıştı. (Ahmet Cevdet Paşa tarafından) Mecelle toplumun ihtiyaçlarına cevap veremediği için 17 Şubat 1926 İsviçre Medeni Kanunundan alınarak bir medeni kanun hazırlandı. 4 Ekim 1926’da yürürlüğe girdi.

İsviçre Medeni Kanunu’nun Alınma Nedenleri

  • Avrupa’da kabul edilen en son medeni kanun olması
  • En zor sorunlar karşısında bile akılcı ve pratik çözümler getirmesi
  • Türk toplumunun örf ve hukukuna uygun olması
  • Kanunda yer alan ifade ve kavramların açık olması
  • Yeni bir medeni kanunun hazırlanmasının uzun sürmesi

Medeni Kanun’un Getirdiği Yenilikler

  1. Aile hukukunda kadın-erkek eşitliği sağlandı.
  2. Resmi nikâh ve tek kadınla evlilik esası kabul edildi.
  3. Boşanma hakkı kadına da verildi.
  4. Tek kadınla evlilik kararlaştırılmış, modern Türk ailesi kurulmuş.
  5. Mirasta kadın erkek eşitliği sağlandı.
  6. Mahkemelerdeki şahitlikte kadın erkek eşitliği getirildi.
  7. Kadınlara istediği mesleğe girebilme hakkı tanındı.
  8. Boşanma durumunda çocukların hakları güvence altına alındı.
  9. Patrikhanenin din işleri dışında başka işlerle uğraşması yasaklanmıştır.
  10. Patrikhane ve konsoloslukların mahkeme kurmaları yasaklanmıştır.

NOT: Medeni Kanun ile kanunlar TC’nin bütün vatandaşlarına uygulanmış, hukukta birlik sağlanmış, vatandaşlar arasında din ve mezhep farkı gözetilmemiştir.

NOT: Türk Medeni Kanunu, kadınlara siyasi haklar vermemiştir.

Türk Kadınlarına Siyasal Hakların Verilmesi

  • 3 Nisan 1930 yılında belediye seçimlerine,
  • 26 Ekim 1933 yılında muhtarlık seçimlerine,
  • 5 Aralık 1934’te milletvekili seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı tanındı.

NOT: Türk kadınları, birçok Avrupa ülkesindeki kadınlardan daha önce siyasi haklar elde etmişlerdir.

Hukuk alanında diğer yenilikler:

Türk Ceza Kanunu: İtalya’dan alınıp hazırlanmıştır.

Borçlar Kanunu: İsviçre’den alındı.    

Türk Ticaret Kanunu: Almanya’dan alındı.

REJİM KARŞITI İSYANLAR:

Şeyh Sait isyanı (1925)

Kabotaj Bayramı

Ülkemizde Cumhuriyetten önce ticaretin çoğunluğu gayrimüslimler tarafından yürütülüyordu. Deniz taşımacılığının çoğu da gayrimüslimlerde idi. Cumhuriyetin ilanından sonra liman, tersane vs. millileştirilmesi amacıyla 19 Nisan 1926’da Kabotaj Kanunu çıkarıldı. 1 Temmuz 1926’da yürürlüğe giren bu kanunla Türk kıyılarında deniz taşımacılığı, limanlar arasında gemi işletmeciliği ve taşımacılığı Türk vatandaşlarına ve Türk bayrağı taşıyan Türk gemilerine verildi. Türk kara sularında yalnız Türk gemileri yolcu ve mal taşıyabilecekti.

Mustafa Kemal’e Suikast Girişimi (16 Haziran 1926)

Şeyh Sait ayaklanmasının bastırılması ve Terakkiperver Cumhuriyet fırkasının kapatılmasından sonra cumhuriyete karşı olanlar, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın ileri gelenleri ile eski İttihat Terakki Partisi’nin bazı üyeleri Mustafa Kemal’e bir suikast düzenle­meye karar verdiler. Suikast planını Mustafa Kemal Pa­şanın İzmir’e geleceği gün gerçekleştireceklerdi.

Bu plan Mustafa Kemal’in İzmir’e yapacağı gezinin bir gün gecikmesi üzerine suikastçıları kaçıracak kayıkçının itirafı ile ortaya çıktı. Suikastçılar silahla­rıyla birlikte yakalandılar ve İstiklal Mahkemesi’nde gerek­li cezaya çarptırıldılar.

Mustafa Kemal suikast girişimi sonrasında: “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacak, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.” demiştir.

Bir Devrin Analizi: NUTUK                                                                                                                                    

Mustafa Kemal 15 Ekim 1927’de Mecliste 6 gün süren konuşmasında 1919–1927 yılları arasındaki gelişmeleri anlatmıştır. Sonradan “Nutuk, Büyük Nutuk, Söylev” adıyla tarihimizde yerini almıştır. M. Kemal bu konuşmasında; Osmanlı Devleti’nin son günlerini, Milli Mücadele yıllarını ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu anlatmıştır.

  1. Kemal Nutuk’u “1919 senesi Mayıs’ın 19. günü Samsun’a çıktım” sözleriyle başlayıp; Türk gençliğine seslenişle bitirmiştir.
  2. Kemal Nutuk’la ülkeyi nasıl kurduklarını ve hedeflerini anlatmıştır.
  3. Kemal Nutuk’ta olayları üç aşamada ele almıştır:

1- Birinci aşama: 19 Mayıs 1919’dan 23 Nisan 1920 TBMM’nin açılışına kadar kısmı,

2- İkinci aşama: 23 Nisan 1920’den 29 Ekim 1923 Cumhuriyetin ilanı dönemini,

3- Üçüncü aşama: 29 Ekim 1923’ten 1927 tarihlerini kapsayan Cumhuriyet dönemini anlatmıştır.

Nutuk yalnız geçmiş devrin bir hikâyesi olarak dünümüzü anlatmakla kalmayıp, yakın tarihimizden alınan ibret dolu tecrübelerle, milli varlığımızın bugününe de yarınına da ışık tutabilen bir değer taşımaktadır. İç ve dış tehditlere karşı Türk gençliğine yol gösterici niteliktedir. Kuvay-i Milliye ruhunun doğuşu, bağımsızlık ve çağdaşlaşmanın yol göstericisidir. Bağımsızlık mücadelesi veren devletlere ışık tutmaktadır.
Harf İnkılâbı’ndan Millet Mektepleri’ne

Yeni harflerin kabulü (1 Kasım 1928):

Türkler tarih boyunca Göktürk, Uygur, Kiril, Arap, Latin alfabelerini kullanmışlardır.

Türkler İslam’ı kabul edince eski alfabelerini bırakıp Arap harflerini kullanmaya başladılar. Arapça Türkçenin ses yapısına uygun değildi, öğrenilmesi, okuması ve yazması zor bir dildi. Türk insanına uymuyordu. Bu nedenle okuma-yazma bilenlerin sayısı azdı.

Eski Osmanlıcanın okumadaki güçlükleri, okur-yazar ora­nını düşürmüştü. Mustafa Kemal okuma yazmanın yay­gınlaştırılması ve çağdaşlaşma için Latin alfabesinin kul­lanılmasını istiyordu. Latin harflerinden yararlanılarak, Türk dilinin yapısına uygun Türk alfabesi hazırlandı, 1 Kasım 1928’de kabul edildi.

Yeni Türk alfabesini tanıtmak ve okuma yazmayı yaygınlaştırmak amacıyla Millet Mektepleri açıldı. M. Kemal başöğretmen seçildi (24 Kasım 1928)

Mustafa Kemal okur-yazar oranını arttırmak ülkeyi cehaletten kurtarmak için 7’den 70’e herkese okuma öğretmek için Mahalle Mektepleri’ni kurdurmuş. Buralarda halkın okuma yazma öğrenmesi için çalışmalar yaptırmıştır.

Bütün bu çalışmalar sonucu toplumda okur-yazar oranı hızla artmıştır.

Mili Kültürümüz Aydınlanıyor:

Türk Tarih Kurumunun (TTK) açılması (15 Nisan 1931)

Osmanlı Devleti’nde sadece Selçuklu ve Osmanlı tarihiy­le birlikte İslam tarihi okutuluyordu. (Tarih anlayışı üm­metçi). Mustafa Kemal, Türklerin İslamiyet’ten önce de büyük devletler kurduğunu belirterek Milliyetçilik esasına dayalı Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’ni kurdu. Daha sonra cemiyet Türk Tarih Kurumu adını aldı.

Amaçları;

  • Türk tarihinin doğru kaynaklara ve belgelere dayanarak araştırılması ve gün ışığına çıkarılması
  • Türk tarihinin milliyetçilik esaslarına göre araştırılması
  • Türk milletine milli bilinç ve birlik duygusunu aşılamak
  • Avrupalıların Türk vatanı üzerindeki yalan yanlış iddialarını çürütmek
  • Türk tarihini gençlere öğreterek sevdirmek ve Türklerin kökenin araştırılması

NOT: TTK’nın kurulması ile ümmetçi tarih anlayışı yerini ulusal tarih anlayışı almıştır. İslam öncesi tarih araştırmacılığı başlamış, Anadolu’nun eski tarih ve uygarlığı araştırılmış, arkeoloji ve müzecilik gelişmeye başlamıştır.

 Türk Dil Kurumunun  (TDK)Açılması (12 Temmuz 1932)

Osmanlı Devleti’nde Osmanlıca ve Türkçe dilleri konuşuluyordu. Ülkede farklı diller konuşulduğundan dil birliği yoktu. Osmanlıca ağır bir dildi. Mustafa Kemal Türkçeyi yaban­cı dillerin etkisinden kurtarmak amacıyla Türk Dil Kurumu­’nu kurdu.

Amaçları;

  • Türkçeyi yabancı dillerin etkisinden kurtararak geliştirmek
  • Türk dilinin zenginliğini araştırmak
  • Dilde sadeleşmeyi ve millileşmeyi sağlamak
  • Türkçeyi diğer diller arasında hak ettiği yere getirmek
  • Konuşma, yazı ve bilim dili arasındaki farklılıkları ortadan kaldırmaktır

NOT: Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu’nun kurulması mil­liyetçilik ilkesine yönelik inkılâplardır.

Atatürk hastalanınca İş Bankası payından Türk Dil ve Tarih kurumlarına eşit miktarda pay bırakmıştır. Bu da M. Kemal’in Türk kültürüne verdiği değeri gösterir.

Kubilay Olayı (Menemen Olayı) 23 Aralık 1930                                                                                                   

Bir Cumhuriyet Kenti: M. Kemal Ankara’nın Cumhuriyete yakışır bir şehir olması için çabalar harcamıştır. Ankara’da fakülteler, üniversiteler kurmuş, şehrin planlı gelişmesi için yarışma düzenlemiş, 1928 yılında. Yarışmayı Alman Mimar Hermann Jansen (Herman Yansen) kazanmıştır. Ankara’nın gelecek 50 yılı düşünülerek 300 bin nüfuslu şehir planı yapmıştır. Ankara’yı bahçelerle yeşilliklerle kaplı bahçe şehir olarak planlamıştır.

Çağdaş Üniversite yolunda:

  • Yüksekokul olarak Ankara Hukuk Mektebi (1926-Cumhuriyetin ilanından sonra kurulan ilk okuldur)
  • Fakülte olarak Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi (1933)
  • Üniversite olarak İstanbul Üniversitesi kuruldu (1933)
  • Yüksek Ziraat Enstitüsü, Güzel Sanatlar Akademisi ve Devlet Konservatuarı açıldı (1934)

Osmanlı zamanında kurulan Darülfünun (İstanbul üniversitesi) çağın gereklerine uygulanması için M. Kemal İsviçreli bilim adamı Malche’den rapor istemiş.

1 Kasım 1933’te Mecliste üniversite reformlarını açıklamış bu doğrultuda Darülfünun yerine modern eğitime uygun olan İstanbul Üniversitesi açılmıştır. Tıp, hukuk, fen ve edebiyat fakültesi ve sekiz enstitüden oluştu. Dışarıdan getirilen öğretim üyeleri ile de modern ve bilimsel eğitim başlatıldı. İstanbul Üniversitesi kendinden sonra açılacak üniversiteler örnek oldu.

Devlet Toplum El Ele:

Milli Mücadelen çıkan halkın sağlık sorunlarını çözmek için 1892’de kurulmuş olan Aşı Evleri kaldırılarak yerine 1928 yılında “Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü” kuruldu. İlk Hıfzıssıhha Enstitüsüne Sağlık Bakanı Refik Saydam’ın adı verildi.

Hıfzıssıhha Enstitüsü’nde; serum üretimi (1932), çiçek aşısı (1934) ülke ihtiyacını karşılayacak düzeye getirildi, kuduz serumu (1937) üretilmeye başlandı.

Verem o dönemde yaygın bir hastalıktı. Bu amaçla: 1923’te Behçet Uz’un girişimiyle İzmir Veremle Mücadele Cemiyeti; 15 ağustos 1924’te İstanbul’da Sanatoryum; 1925’te İzmir’de veremle mücadele için ilk Dispanser; 1927’de İstanbul Veremle Mücadele Cemiyeti; 1930’da “Umumi Hıfzıssıhha Kanunu” çıkarıldı. Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ile veremlilerin ihbar edilmesi ve önlem alınması ile ilgili kanundur.

Behçet hastalığını ilk kez 1937 yılında Hulusi Behçet tanımladığı için hastalık onun adıyla anılır.

Kurulan diğer kurumlar: Kızılay, Yeşilay, Verem Savaş Dernekleri Çocuk Esir­geme Kurumu gibi sosyal kuruluşlar kuruldu.

Modern Tarımın Doğuşu:

Tarım milli ekonominin temeli kabul ediliyordu. Bu alanda gelişme sağlamak için köylünün durumunu iyileştirmek gerekiyordu. Bu amaçla yeni kurulan devlet şu tedbirleri aldı.

  • Aşar vergisi kaldırılarak köylünün ekonomik bakımdan rahatlaması sağlandı (1925).
  • Köylüye ucuz kredi vermek amacıyla Ziraat Bankası kuruldu.
  • Tarım Kredi Kooperatifleri kurularak kooperatifleşme sağlandı.
  • Üretimi artırmak amacıyla tohum ıslah çalışmaları ya­pıldı.
  • Yüksek Ziraat Enstitüsü ve Ziraat Fakülteleri açıldı.
  • Tohum ıslah istasyonları kurularak örnek çiftlikler açıldı (köylünün iyi tohum ihtiyacı karşılanmaya çalışıldı).
  • Köylüye tohum ve tarım makineleri yardımı yapıldı.
  • Toprak Reformu Kanunu çıkarıldı (1929), ancak beklenen başarı sağlanamadı.
  • Ankara’da Veteriner Yüksek Okulu açıldı (1927).
  • Yeni ürünlerin üretimine geçildi (çay, şeker pancarı, turunçgiller)

Atatürk Orman Çiftliğinin Kuruluş amacı:

  • Örnek çiftlik kurarak çiftçilere örnek olmak.
  • Bazı bitkileri yetiştirerek çiftçilere örnek olarak göstermek.
  • Ziraat konusunda uygulamalı eğitim yapmak.
  • Ankara Yüksek Ziraat Okuluna gelecek gençlere staj yaptırmak.
  • Eğlenme ve dinlenme alanı oluşturmak.

Az Zamanda büyük İşler Yaptık

Mustafa Kemal Cumhuriyetin 10. Yılında yaptığı konuşmada kısa zamanda ne kadar büyük işler yaptığını Onuncu yıl Nutku’nda dile getirmiştir. Ülkemizin kısa sürede toparlanıp gelişmekte olduğunu ve ülkemizin hedefinin Çağdaş uluslar seviyesine çıkması gerektiğini vurgulamıştır konuşmasında.

Sanat ve Spor

Atatürk sanat ve spora çok büyük önem vermiştir. “Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, Bakan olabilirsiniz; hatta Cumhurbaşkanı olabilirsiniz, fakat sanatkâr olamazsınız.” Sözü ile sanata verdiği önemi vurgulamış. Ülkemizde müzik resim heykel gibi sanat dallarının gelişmesi için elinden gelen çabayı göstermiş. Güzel sanatlarla ilgili okullar açılmasını sağlamıştır.

“Spor, yalnız beden kabiliyetinin bir üstünlüğü sayılmaz. İdrak ve ahlak da bu işe yardım eder. Zekâ ve kavrayışı kısa olan kuvvetliler, zekâ kavrayışı yerinde olan daha az kuvvetlilerle başa çıkamazlar. Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim.” diyerek spora verdiği önem ve sporcunun nasıl olması gerektiğini vurgulamıştır.

  1. Kemal, 1928 yılında Güzel Sanatlar Akademisi, Ankara, İzmir ve İstanbul’da konservatuarlar açılmasını sağlamıştır.

Çağdaş Türk Kadını

Kadın hakları daha çok 19. Yüzyıldan sonra dünyada yankı bulmaya ve gelişmeye başlamıştır. M. Kemal Kurtuluş Savaşında Mehmetçikle birlikte savaşan Türk kadınını her zaman önemsemiş. Çağdaş Türkiye’de kadının erkekle eşit haklara sahip olabilmesi için çalışmıştır. Medeni kanun, Belediye seçimlerine ve milletvekilliği seçimlerine katılabilmesi için çalışmış. Türk kadını çoğu Avrupa kadınından önce seçme seçilme hakkını elde etmiştir.

  1. Kemal aşağıdaki sözleri ile Anadolu kadınına verdiği önemi vurgulamıştır: “Dünyada hiçbir milletin kadını, ben Anadolu kadınından fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte, Anadolu kadını kadar emek verdim diyemez. Erkeklerden kurduğumuz ordumuzun hayat kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir. Çift süren, tarlayı eken, kağnısı ve kucağındaki yavrusu ile yağmur demeyip, kış demeyip cephenin ihtiyaçlarını taşıyan hep onlar, hep o yüce, o fedakâr, o ilahi Anadolu kadını olmuştur. Bundan ötürü hepimiz bu büyük ruhlu ve büyük duygulu kadınlarımızı, şükranla ve minnetle sonsuza kadar aziz ve kutsal bilelim.”

Soyadı Kanunu (21 Haziran 1934)

Osmanlı toplumunda soyadı yoktu. Genellikle insanlar la­kapları, aile unvanları ve doğduğu yerlere göre anılıyorlardı. Bu durum res­mi işlerin (tapu, okul, askerlik, mahkeme, miras gibi) yürütülmesinde büyük zorluklar doğuruyordu. Bu karışıklıkları önlemek, kişilerin birbirleriyle ve devletle olan ilişkilerinde kolaylık sağlanması amacıyla 21 Haziran 1934’de Soyadı Kanunu çıkarıldı. Bu kanuna göre; her aile bir soyadı alacak, soyadları Türkçe olacak, rütbe, memurluk, yabancı ırk, millet adları ile ahlaka aykırı ve gülünç kelimeler soyadı olarak kullanılamayacaktı. Aynı yıl kabul edilen başka bir kanunla; Molla, Hoca, Hacı, Hafız, ağa, hoca efendi, bey, paşa, hanım, hanımefendi vb. gibi unvanlar yasaklandı. Çünkü bu unvanlar halkı sınıflara ayırarak sanki ayrıcalıklı konumuna taşıyordu. Amaç halk arasında eşitliği sağlamaktır. Aynı kanunla, eski Osmanlı idarecilerinin verdiği tüm nişan, madalya ve rütbeleri taşımak yasaklandı.

Soyadı Kanunu’yla sosyal hayat düzene ve rahatlığa ka­vuştu. Soyadı Kanunu, Halkçılık ilkesi doğrultusundadır. Çağdaşlaşmaya yöneliktir.

NOT: TBMM, Mustafa Kemal’e de Atatürk, İsmet Paşa’ya ise İnönü so­yadını verdi.

Siyasi Alanda İnkılâplar Hukuk Alanında İnkılâplar Eğitim ve Kültür Alanında İnkılâplar Toplumsal Alanda İnkılâplar Ekonomi Alanında

İnkılâplar

– Saltanatın kaldırılması (1922)

– Ankara’nın başkent olması (1923)

– Cumhuriyet’in

ilanı (1923)

– Halifeliğin kaldırılması (1924)

– Çok partili rejim denemeleri

– 1921 ve 1924

Anayasası

– Türk Medeni   Kanunu (1926)

– Türk Ceza Kanunu

– Borçlar kanunu

– İcra ve İflas kanunu

 

– Tevhid-i Tedrisat Kanunu (1924)

– Medreselerin kapatılması (1926)

– Harf İnkılabı (1928)

-TTK’nın açılması (1931)

-TDK’nın açılması  (1932)

– Üniversitelerin açılması

– Tekke ve Zaviyelerin kapatılması (1925)

– Şapka Kanunu (1925)

-Miladi takvim ve ulusal saatin kabulü (1925)

– Ölçü ve tartılarda değişiklik (1931)

– Soyadı Kanunu (1934)

– 1930 Kadılara belediye seçimlerine katılması

-1934 kadınların milletvekili seçilebilmesi

– İzmir İktisat Kongresi (1923)

– Aşar Vergisinin kaldırılması 1925

-Kabotaj Kanunu 1926

– Teşvik-i Sanayi Kanunu 1926

– 1934 Birinci Kalkınma Planı

– 1937 İkinci Kalkınma Planı

 

Ticaret Alanında Gelişmeler

  • Kapitülasyonlar kaldırıldı.
  • Ticari kredi vermek için İş Bankası kuruldu (1924-ilk özel banka).
  • Yabancı kuruluşlar ulusallaştırıldı.
  • Kabotaj Kanunu çıkarıldı (1 Temmuz 1926-Türk sularında ticaret hakkının Türklere geçmesi)

Sanayi ve Madencilik Alanında Gelişmeler                                                                                                                                                                                                                    

  • Teşvik-i Sanayi Kanunu çıkarıldı (28 Mayıs 1927). Bu kanun ile özel teşebbüs teşvik edildi. Ancak halkın elinde yeterli sermaye olmadığından devletçilik ilkesi uygulandı.
  • Yabancı mallara yüksek gümrük uygulaması getirildi (1929-ülkedeki sanayiyi dış rekabete karşı korumayı amaçlar).
  • Beş Yıllık Kalkınma Planı hazırlandı (1934–1939), özel teşebbüsün gerçekleştiremeyeceği yatırımlar devlet eliyle yapılmaya başlandı (II. Beş Yıllık Kalkınma Planı II. Dünya Savaşı nedeniyle uygulanamamıştır).
  • Dış bağımlılıktan kurtulmak için üç siyah (kömür, demir, akaryakıt) ve üç beyaz (un, şeker, pamuk) üretimine geçildi.
  • Karabük ve Ereğli Demir Çelik Fabrikası (1939), Sümerbank, İzmit Kâğıt Sanayi, Paşabahçe Cam, Beykoz Deri Fabrikaları gibi pek çok tesis açıldı.
  • Yer altı zenginliklerini ortaya çıkarmak amacıyla Maden Tetkik Arama (MTA) kuruldu (1935).
  • Çıkarılan madenlerin işletilmesi için Etibank kuruldu.

 

Bayındırlık ve Ulaştırma Alanlarındaki Gelişmeler

  • Savaşlar sırasında zarar gören şehirler yeniden imar edildi.
  • Yeni okul, hastane ve kamu binaları yapıldı.
  • Yeni yollar, demiryolları, köprüler, limanlar ve hava alanları yapıldı, eskiler ulusallaştırıldı.

ATATÜRK DÖNEMİ DIŞ POLİTİKA (1924–1939)

Atatürkçü Düşüncede Milli Dış Politika

  • Bağımsızlığımızı her şeyin üstünde tutmak,
  • Milli gücümüze dayanmak,
  • Milli sınırlarımız içinde kalmak,
  • Gerçekleştiremeyeceğimiz emeller peşinde koşmamak,
  • Milletlerarası ilişkilerde eşitliğe dayanan karşılıklı dostluklar ve ittifaklar kurmak,
  • Milli politikayı yürütürken her zaman iç teşkilatı dikkate almak,
  • Diğer devletlerin iç politikalarından ve yönetim sistemlerinden etkilenmemek,
  • Dış politikada, diplomaside bilim ve teknolojiyi yol gösterici olarak kullanmak,
  • Dünyadaki gelişmeleri göz önünde tutmak.

NOT: Bütün anlaşmazlıkların barış yolu ile çözümü, Atatürk’ün izlediği en önemli ilke oldu. Bu ilke, “Yurtta sulh, cihanda sulh”tur.

Lozan Barışından Sonra Siyaset Yoluyla Çözümlenen Sorunlar

  1. Yabancı Okullar Sorunu (1925)

Lozan Antlaşması’na göre, Türkiye’de yabancı okullar Türk yasalarına ve diğer okulların bağlı bulunduğu tüzük ve yönetmelik hükümlerine uyacaktı.

1925 yılında çıkarılan yasa ile;

  • Yabancı okullarda Türk dili, Türk Tarihi ve Coğrafya dersleri ile Yurttaşlık Bilgisi Türk öğretmenleri tarafından okutulacak
  • Yabancı okullar, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olacaklar ve Türk müfettişler tarafından denetleneceklerdi.

Türkiye’deki bazı yabancı okulların temsilcileri bu esaslara uymak istemediler, elçilikleri vasıtasıyla devletlerini işe karıştırmak istediler. Türk Hükümeti bunu bir iç sorun sayarak görüşme konusu yapmayı reddetti. Bu esaslara uymayan okullar kapatıldı, uyanlar eğitimlerini devam ettirdiler.

  1. Irak Sınırı ve Musul Sorunu (5 Haziran 1926)

Lozan barış görüşmelerinde Musul konusunda bir anlaşma sağlanamadı, Irak ile olan sınır çizilemedi. Lozan Antlaşması’na göre Musul sorunu, Türkiye ile İngiltere arasında yapılacak ikili görüşmelerle çözüme kavuşturulacaktı.

Konu İngiltere ile aramızda 1924 yılında İstanbul’da ele alındı. İngiltere, Musul’un Irak’a ait olduğunu savundu. Çünkü Irak İngiltere’nin sömürgesiydi. İngiltere Musul bölgesindeki zengin petrol yataklarını istiyordu. Görüşmelerden sonuç alınamayınca konu Milletler Cemiyeti’ne götürüldü. Milletler Cemiyeti, Musul’un Irak’a ait olduğuna karar verdi. Ancak Türk Hükümeti Milletler Cemiyeti’nin kararını kabul etmedi.

Bu arada İngilizler, Türkiye-Irak sınırında bazı karışıklıklar ortaya çıkardılar. Şeyh Sait Ayaklanması’nın çıkmasında etkili oldular. Böylece Musul konusunda çıkabilecek bir savaşta Türkiye’yi güçsüz bırakmayı amaçladılar.

Türkiye bu yıllarda Şeyh Sait Ayaklanması ve bazı iç sorunlarla uğraştığı için Musul sorunuyla yeterince ilgilenememiştir.

5 Haziran 1926’da İngiltere ve TBMM arasında Ankara Antlaşması imzalandı. Buna göre;

  • Musul, İngiltere’nin mandası olan Irak’a bırakıldı.
  • Irak elde ettiği petrol gelirinin %10’unu 25 yıllık bir süre için Türkiye’ye verecekti (ancak Türkiye bu hakkından para karşılığı vazgeçmiştir).
  • Günümüzdeki Türkiye-Irak sınırı belirlendi.
  1. Nüfus Mübadelesi (Değişimi) 10 Ağustos 1930                                                 

Lozan Anlaşması’na göre İstanbul’daki Rumlar ile Batı Trakya’daki Türkler dışında Türkiye’de yaşayan Rumlarla Yunanistan’daki Türkler karşılıklı yer değiştirecekti. Ancak Yunan Hükümeti İstanbul’da daha fazla Rum bırakmak istiyorlardı. İstanbul’da Rum nüfusun artması üzerine Türk Hükümeti duruma müdahale etti.

İki devlet arasında başlayan sorun Uluslar arası Adalet Divanı’na götürüldü. Burada da çözümlenemedi, Türk-Yunan ilişkileri gerginleşti. İki hükümet karşılıklı olarak mallara el koydu. Sorunun giderek sıcak savaşa dönüşmesi ve Avrupa’da başlayan kriz (II. Dünya Savaşı) üzerine Lozan Antlaşması hükümlerine geri döndüler.

Buna göre; Batı Trakya ile İstanbul Rumları dışındakiler karşılıklı yer değiştireceklerdi, her iki ülkedeki azınlıklar o ülkenin yasalarına bağlı olacaklardı.

10 Ağustos 1930’da Yunan başkanı Venizelos ile Atatürk arasında sorun barışçı yollarla çözüldü.

NOT: Bu dostluk 1950’li yıllarda Batı Trakya Türkleri, Kıbrıs Adası ve Ege Adaları yüzünden bozulmuştur. 1974 Kıbrıs Harekâtı ile sıcak çatışmaya bile dönüşmüştür.

  1. Milletler Cemiyeti’ne Giriş (18 Temmuz 1932)

Milletler Cemiyeti I. Dünya Savaşı’ndan sonra ABD başkanı Wilson’un isteğiyle açılmıştır. Cemiyetin amacı; devletler arasında çıkan sorunları barış yoluyla çözmek, devletlerarası dengeleri korumak, ülkeler arasında kültürel ve siyasi ilişkileri geliştirmekti. Ancak zamanla büyük devletlerin isteklerini yapan bir kurul haline dönüştü.

Türkiye’nin cemiyete katılma nedenleri; uluslararası ilişkileri geliştirmek gereği, yurtta barış, dünyada barış ilkesi gereği.

Milletler Cemiyeti, 1932 yılında Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni cemiyete girmek için resmen davet etti. Türkiye, cemiyetin işlemesindeki aksaklıkları bilmesine rağmen çağrıya olumlu cevap vererek cemiyetin üyesi oldu (18 Temmuz 1932).

  1. Balkan Antantı (9 Şubat 1934)

Oluşma Nedenleri:

  • İtalya ve Almanya’da kurulan faşist yönetimlerin yayılmacı ve saldırgan politika izlemeleri, Balkanlar ve Orta Doğu’yu hedef alan politikaları
  • Avrupa’da devletlerin silahlanmaya hız vermeleri (1930’lu yılların başından itibaren)
  • Milletler Cemiyeti’nin bu gelişmeleri engelleyememesi
  • Dünya Savaşı’nın sonunda imzalanan antlaşmaların barışı koruyamaması

Amaç: Sınırları karşılıklı olarak korumak, ortaya çıkabilecek tehlikeleri birlikte önlemek, üye devletlerden birine yapılacak saldırı karşısında hep birlikte savunma yapmak.

9 Şubat 1934’te Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında imzalandı.

Böylece Türkiye, hem batı sınırının güvenliğini sağladı hem de bölgede barış ortamı yaratarak dünya barışına katkıda bulundu. Bulgaristan ile Yunanistan arasında sınır sorunu olduğundan, Arnavutluk ise İtalya’dan çekindiği için antanta katılmadı.

NOT: II. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla antant başarıya ulaşamamış ve dağılmıştır.

  1. Montrö (Montreux) Boğazlar Sözleşmesi (20 Temmuz 1936)

Lozan Barış Antlaşması’na göre; Boğazların yönetimi Türkiye’nin başkanlığında uluslar arası bir komisyona bırakılmış ve silahsız bölge ilan edilmiştir. Bu durum ulusal egemenliğimizi zedeleyici nitelikteydi.

  1. Dünya Savaşı Öncesi;
  • Avrupa’da 1933’ten sonra silahlanma süreci başlamış
  • Boğazlar Komisyonu üyesi İtalya Habeşistan’a saldırmış
  • Almanya askersiz bölge ilan edilen Ren bölgesine asker göndermiş
  • Japonya Mançurya’ya saldırmış
  • Avrupa’daki gelişmeler Türkiye’nin güvenliğini tehdit etmiştir.

Bu gelişmeler üzerine Türkiye Milletler Cemiyeti’ne başvurarak Boğazların statüsünün yeniden görüşülmesini istedi. Avrupalı devletler savaş öncesi Boğazların egemenliğinin Türkiye’ye verilmesinin çıkarlarına uygun düşeceğinden Montrö Sözleşmesi’ni imzalamakta sakınca görmediler.

20 Temmuz 1936’da Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalandı. Buna göre;

  • Boğazlar Komisyonu kaldırıldı, komisyonun görevi Türkiye’ye devredildi.
  • Boğazlar ve çevresinde, Türkiye’nin istediği kadar asker bulundurması kabul edildi.
  • Barış zamanı yabancı ticaret gemileri Boğazlardan serbestçe geçebilecekti.
  • Savaş durumunda ise Boğazların kullanımı belirli kurallara bağlandı (Boğazlardan geçecek savaş gemilerinin önceden Türkiye’ye haber verilmesine, savaş sırasında yabancı savaş gemilerinin Boğazlardan geçiş izninin Türkiye’ye verilmesine karar verildi).
  • Karadeniz’e kıyısı olan devletlerin savaş gemilerinin geçişi uluslar arası hukuk kurallarına göre düzenlenecekti.

NOT: Bu sözleşmeye ile Boğazlar üzerinde Türk Devleti’nin egemenlik haklarını zedeleyen bütün sınırlamalar kaldırılmış, Boğazlar üzerinde kesin egemenlik sağlanmış, Boğazların durumu Misak-ı Milli’ye göre düzenlenmiştir.

  1. Sadabat Paktı (8 Temmuz 1937)                                                                                             

Oluşma Nedenleri: 1935 yılında İtalya’nın Habeşistan’a saldırması, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’da güvenliği tehlikeye düşürdü.

Amaç: Yakındoğu’da barış ve güvenliğin sağlanması istendi.

8 Temmuz 1937 ‘de Türkiye, Irak, İran ve Afganistan arasında imzalandı.

Türkiye Doğu ve Güneydoğu sınırlarını güvence altına aldı. Bu paktı imzalayan devletler, Orta Doğu’da barış ve güvenliği sağlamak suretiyle dünya barışına hizmet etmeyi kabul ediyorlardı.

NOT: Sadabat Paktı, II. Dünya Savaşı’ndan sonra önemini yitirdi.

  1. Hatay Sorunu (30 Temmuz 1939)

Türkiye-Suriye sınırı, 20 Ekim 1921’de Türkiye ile Fransa arasında imzalanan Ankara Antlaşması ile belirlendi. Buna göre Hatay Fransa yönetiminde bulunan Suriye’ye bırakıldı.  Ancak Hatay’da özerk bir yönetim kuruldu, burada yaşayan Türklere geniş haklar tanındı. Hatay’da Türk kültürünün devam etmesine izin verilecek, okullarda Türkçe eğitim verilecek ve Hatay’da Türk parası geçerli olacaktı.

Avrupa’daki gelişmeler karşısında (II. Dünya Savaşı) Fransa, 1936’da Suriye üzerindeki manda yönetimini kaldırdı. Suriye Hatay üzerinde hak iddia etmeye başladı.

Türkiye, Milletler Cemiyeti’ne başvurarak Hatay’ın geleceğine, Hatay’da oturanların karar vermesini istedi. Halk oylaması Fransa tarafından da kabul edildi. Yapılan halk oylaması sonucunda Bağımsız Hatay Devleti kuruldu (2 Eylül 1938). Hatay Türk Devleti Meclisi, Tayfur Sökmen’i cumhurbaşkanlığına, Abdurrahman Melek’i başbakanlığa seçti.

Hatay Türk Devleti Meclisi 29 Haziran 1939’da Hatay’ın anavatana katılmasını oybirliğiyle kabul etti. TBMM 30 Haziran 1939’da Hatay’ın anavatana katılmasını kabul etti.

NOT: Türkiye’nin ilk dış başarısı Hatay’ın anavatana katılmasıdır. Lozan Antlaşması’ndan sonra Misak-ı Milli sınırlarımız içinde kalan tek yer Hatay’dır.

TÜRK ÇAĞDAŞLAŞMASI

ATATÜRKÇÜLÜK

Temel esasları Atatürk tarafından belirlenen; devlet hayatına, fikir hayatına ve ekonomik hayata, toplumun temel kurumlarına, devletin rejimi ve işleyişine ilişkin gerçekçi fikirlere ve ilkelere Atatürkçülük denir.

Atatürkçülük; Türk milletinin, bugün ve gelecekte tam bağımsızlığa, huzur ve refaha sahip olması; devletin, millet egemenliği esasına dayandırılması, aklın ve ilmin rehberliğinde, Türk kültürünün çağdaş uygarlık düzeyi üzerine çıkarılması amacını hedef alır.

Atatürkçülüğün Nitelikleri

  • Tam bağımsızlığa dayanır.
  • Millet egemenliğini esas alır, milleti hâkimiyetin tek kaynağı olarak görür.
  • Toplumda sınıflaşma ve sınıf kavgalarını reddeder.
  • İlericiliği, barışçılığı ve laikliği savunur.
  • Taassubu reddeder.

Atatürk İlkeleri

  1. Cumhuriyetçilik
  2. Milliyetçilik
  3. Halkçılık
  4. Devletçilik
  5. Laiklik
  6. İnkılâpçılık

Atatürk İlkelerinin Amacı: Türk toplumunun refahını, mutluluğunu ve huzurunu sağlayarak çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkarmaktır. Türk milletinin birlik ve beraberlik içinde bağımsız, onurlu ve mutlu bir yaşam sürmesini, Türkiye’nin uluslar arası ilişkilerde bağımsız ve saygın bir devlet olmasını sağlamaktır.

Atatürk İlkelerinin Ortak Özellikleri

  • Türk toplumunun ihtiyaçlarından doğdu.
  • Kabul edilmesinde hiçbir iç ve dış baskı yoktur.
  • Akla ve mantığa uygundur.
  • Atatürk tarafından hem sözle hem de uygulama ile belirlendi.
  • Birbirinden ayrılamaz, tek tek değerlendirilemez, bir bütünü oluşturan öğelerdir.
  • Türk milliyetçiliğine dayanır, milli bir nitelik taşır.
  • Gücünü Türk Tarihi ve Türk Töresinden alır.

 Atatürk İlke ve İnkılâplarının Dayandığı Temel Esaslar                                                                                     

  • Milli Tarih bilinci
  • Vatan ve millet sevgisi
  • Milli dil
  • Milli bağımsızlık ve özgürlük
  • Egemenliğin millete ait olması
  • Çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine yükselmek
  • Milli kültürün geliştirilmesi
  • Türk milletine inanmak ve güvenmek
  • Milli birlik ve beraberlik, ülke bütünlüğü
  • Barışçılık
  • Akılcılık

CUMHURİYETÇİLİK

  • Doğrudan doğruya millet egemenliğine dayanan, yöneticileri halkın oyu ile belli bir süre için seçilen devlet biçimine “cumhuriyet” denir.
  • Cumhuriyetçilik; ulusçu, demokratik, özgürlükçü ve çoğulcu bir ilkedir.
  • İlkenin özü cumhuriyet yönetimini korumak, yüceltmek ve yaşatmaktır.
  • Anayasamızın birinci maddesinde; “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir” hükmü yer alır. Bu hüküm değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez. İkinci maddesinde ise cumhuriyetçiliğin nitelikleri yer almaktadır.

Cumhuriyetin Türk Toplumuna Sağladığı Faydalar:

  • Cumhuriyet, bütün vatandaşlara devlet yönetimine eşit şekilde katılmayı sağlamıştır.
  • Türk toplumunun gelişmesini ve çağdaşlaşmasını sağlamıştır.

Cumhuriyetçilik ile İlgili İnkılâplar

  • TBMM’nin açılması
  • Saltanatın kaldırılması
  • Cumhuriyetin ilanı
  • Halifeliğin kaldırılması
  • 21 ve 24 Anayasalarının kabulü
  • Çok partili hayat denemeleri

NOT: Atatürk, Cumhuriyetçilik ve Laiklik ilkelerini partiler üstü tutmuş ve tartışmalardan arındırmıştır.

NOT: Cumhuriyetçilik ilkesi; dünyada ilk kez ABD’nin kurulması ile oluşmuş, Fransız Devrimi ile evrenselleşmiştir.

MİLLİYETÇİLİK (Ulusçuluk)

  • Milliyetçilik; milleti sevme, milleti yüceltme amacını benimsemek ve bu yolda yürümektir.
  • Atatürk’ün milliyetçilik ilkesi, kendini aynı milletin üyeleri sayan kişilerin, o milleti yüceltme istekleridir.
  • Dini, mezhebi, dili ne olursa olsun, kendini Türk sayan, Türk bilen ve Türk olarak yaşayan her insan Türk’tür. Atatürk bunu “Ne Mutlu Türk’üm Diyene” diyerek belirtmiştir.
  • Atatürk Milliyetçiliği; akılcı ve insancıldır, ırk ve din üzerine oturmamıştır, toplumsal ilerlemeyi amaçlar, birleştirici ve bütünleştiricidir, barışçıdır, ekonomik içeriği bulunmaktadır, çağdaş ve ileriye dönüktür, milli egemenliğe dayanır, demokratiktir, ülke ve dünya gerçeklerine dayanır. Vatanın bütünlüğünü ve milletin bağımsızlığını her şeyin üstünde tutar.
  • Atatürk milliyetçiliğinde, milli birlik ve beraberliği güçlendiren unsurlar; Milli Eğitim, Misak-ı Milli, Dil, tarih, kültür ve gaye birliği, Milli kültür, Türklük şuuru, Manevi değerler.

Milliyetçilik ile İlgili İnkılâplar

  • Siyasi alanda yapılan devrimler (TBMM’nin açılması, saltanatın kaldırılması, cumhuriyetin ilanı, 21 ve 24 Anayasalarının kabulü, halifeliğin kaldırılması, çok partili yaşam denemeleri)
  • Kabotaj Kanunu’nun kabul edilmesi
  • Türk Tarih Kurumu’nun kurulması
  • Türk Dil Kurumu’nun kurulması

HALKÇILIK

  • Devlet yönetiminde halka dayanma, halktan güç alma, halkın egemenliğine sığınma gibi özellikleri içerir.
  • Halkçılık ilkesine göre, hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Milletin bütün fertleri kanun önünde eşittir.
  • Sınıf egemenliğini reddeder. Bireyler arasında her alanda fırsat eşitliğini amaçlar.
  • Milli egemenliği esas alır. Halkın kendi kendini yönetmesini yani demokrasiyi öngörür.
  • Halkçılığın amacı, halkın refah ve mutluluğunu sağlamaktır. Halkın ülke kaynaklarından eşit şekilde yararlanmasını sağlar.

Halkçılık ile İlgili Devrimler

  • Aşar vergisinin kaldırılması
  • Türk Medeni Yasası’nın kabulü
  • Kılık-kıyafet Kanunu’nun kabulü
  • Kadınlara siyasi hakların verilmesi
  • Soyadı Kanunu’nun kabulü

NOT: Halkçılık; Cumhuriyetçilik ve Milliyetçilik ilkelerinin doğal sonucudur.

NOT: Halkçılık, Anayasada “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” şeklinde yansımıştır.

DEVLETÇİLİK

  • Devletçilik, Atatürk tarafından uygulamaya konulan bir ekonomi siyasetidir. Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlardan ve ihtiyaçlardan doğmuştur.
  • Özel sektörün yetersiz kaldığı alanlarda büyük yatırımların ve devlet güvenliği ile ilgili yatırımların devlet eliyle yürütülmesidir.
  • Amacı; Türk toplumunu, çağdaş uygarlık ve refah düzeyine yükseltmektir. Ekonomik alanda da tam bağımsız ve güçlü bir Türkiye yaratmayı amaçlar.
  • Ekonomide kalkınma görevinin devlete ait olmasıdır. Ancak devlet, özel teşebbüsün de tam bir güvenlik içinde çalışmasını sağlayacak önlemler almakla görevlidir (karma ekonomiyi öngörür, yani devlet, sermayesi olanlara üretime katılma imkânı verir).
  • Cumhuriyetin ilk yıllarında özel girişimcinin olmaması nedeniyle uygulanmıştır.
  • Devlet bir taraftan sanayi kurmak ve geliştirmek için çalışırken diğer taraftan da özel teşebbüse yer verdi. Ekonomide devlet-vatandaş işbirliği doğdu.
  • Yabancı sermayeye karşı olmamış ama denetime tabi tutmuştur.

NOT: Devletçilik ilkesi kapsamında Teşvik-i Sanayi Kanunu çıkarılmış, I. ve II. Beş Yıllık Kalkınma Planları yapılmış, MTA ve Etibank kurulmuş, birçok fabrika ve sanayi kuruluşu açılmış, yabancı işletmeler, demiryolları, şirketler ulusallaştırılmış, devlet bankaları ve kredi kooperatiflerini denetimine almış vs.

LAİKLİK

  • Laiklik; din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması, devlet yönetiminde ve siyasette din kurallarına yer verilmemesi demektir.
  • Devlet sorunlarının dine değil, akla ve bilime göre çözümlenmesidir.
  • Bireylerin inançlarına saygılı olunması amaçlanmıştır. Kimsenin dini inancına ve vicdan hürriyetine karışılmaz. Dinsel görüşleri açısından kimseye ayrıcalık tanınamaz.
  • Laiklik, hoşgörüye, karşılıklı sevgi ve saygıya dayanır, inançta zorlamayı reddeder.
  • Laik bir devlette, devletin resmi dini yoktur. Din ve mezhep kavgalarına karşıdır.
  • Laik devlet anlayışı, din ve vicdan hürriyeti ile bir arada yürür. Anayasamıza göre, herkes, vicdan, din, inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.

Laiklik İlkesinin Türk Toplumuna Sağladığı Faydalar

  • Din ve mezhep farklılıkları ortadan kaldırılarak toplumsal alanda kaynaşma sağlanmıştır.
  • Türkiye’de hukuk birliğinin sağlanmasında etkili olmuştur.
  • Toplum hayatında dine ve insana saygı gelmiştir.
  • Yabancı devletlerin azınlıkları bahane ederek içişlerimize karışması engellenmiştir.
  • Türkiye’nin çağdaşlaşması hızlanmıştır.
  • Din ve vicdan hürriyeti sağlanmıştır.
  • Türkiye’de akla, bilime, gerçeğe ve özgürlüğe dayanan bir toplum ve devlet sistemi kurulmuştur.

Laiklik ile İlgili Devrimler

  • Saltanatın kaldırılması
  • Cumhuriyetin ilanı
  • Halifeliğin kaldırılması
  • Şeriye ve Evkaf Vekâleti’nin kaldırılması
  • Şeriat Mahkemeleri’nin kaldırılması
  • Tevhid-i Tedrisat Yasası’nın çıkarılması
  • Tekke, Zaviye ve Türbelerin kapatılması
  • Maarif Teşkilatı Hakkındaki yasa
  • Medreselerin kapatılması
  • Türk Medeni Yasası’nın kabulü
  • 1928’de “Devletin dini İslam’dır” maddesinin Anayasa’dan çıkarılması
  • 1937’de diğer Atatürk İlkerleri ile birlikte “Laiklik” ilkesinin Anayasa’ya eklenmesi

İNKILÂPÇILIK

  • İnkılâpçılık; inkılâpları benimsemek, korumak, onu medeni ve insani yaşayışın gereği olarak savunmaktır.
  • Atatürk ilke ve devrimlerini korumayı ve geliştirmeyi amaçlamıştır.
  • Zamana göre geri kalmış kurumların ortadan kaldırılarak yerine ilerlemeyi, geliştirmeyi kolaylaştıracak kurumların kurulması amaçlanır.
  • Batılılaşma ve çağdaşlaşma yolunda daima ileriye, çağdaş uygarlığa yönelmektir. Sadece inkılâpları savunmayı değil, geliştirmeyi, çağdaş hayatın gereklerine uydurmayı da içine alır.
  • Yeni ve gerekli olan her gelişmeye açık olmayı, aklın, bilimin ve tekniğin ışığında gelişmeyi ifade eder. İnkılaplara canlılık ve süreklilik kazandırmıştır.
  • Uygulanması ile eski devletten yeni devlete, eski toplumdan yeni topluma geçilmiştir.

İnkılâpçılık İlkesinin Türk Toplumuna Sağladığı Faydalar

  • Türk toplumuna her yönden gelişme ve ilerleme yolunu açmıştır.
  • Kişisel egemenliğe son verilerek millet egemenliği kurulmuştur.
  • Türk Devleti, yeni kurumları ile çağdaş ve dinamik bir yapıya kavuşmuştur.

Bütünleyici İlkeler

  1. Ulusal Egemenlik: Egemenliğin ulusa ait olmasıdır. Cumhuriyetçilik ilkesini bütünler.
  2. Ulusal Bağımsızlık: Ulusçuluğu bütünler.
  3. Ulusal Birlik ve Beraberlik, Ülke Bütünlüğü: Ortak gelecek ve barışı amaçlar. Milliyetçilik ve Halkçılığı bütünler. Laikliği simgeler.
  4. Çağdaşlaşma ve Batılılaşma: Uygar dünyanın kurum ve kuruluşlarını almak gerekir. Batılılaşmadaki amaç; batıyı taklit etmek değil özünü yakalamaktır. İnkılâpçılık ve Laikliği bütünler.
  5. Akılcılık ve Bilimsellik: Aklı temel alan uluslar mutlaka özgürlük düşüncesine ulaşacaklardır. Türk toplumunu uygar düzeye ulaştırmayı amaçlamıştır. Laiklik ve inkılapçılık ilkelerini bütünler.
  6. Özgürlük ve Bağımsızlık: Hem iç hem de dış politikanın temelini oluşturmuştur. Bu ilkenin uygulanmaması diğer ilkeleri de geçersiz kılar. Cumhuriyetçilik ve Milliyetçiliği bütünler.
  7. Yurtta Barış Dünyada Barış: Yurtta barışın korunması tüm düşüncelere saygı duymaktan geçer. Dünyada barışın korunması ise diğer ulusların bağımsızlığına saygı duymaktan geçer. Yurtta barış, Milliyetçilik ve Halkçılık, dünyada barış ise Milliyetçilik ilkesini bütünler.
  8. İnsan ve İnsanlık Sevgisi: Milliyetçilik ve Halkçılık ilkesini bütünler.

ATATÜRK’TEN SONRAKİ TÜRKİYE: İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI VE SONRASI

Yine Bir Dünya Savaşı

Atatürk, II. Dünya Savaşı öncesinde bir yandan barıştan yana olan milletlerin işbirliği içinde olmalarını isterken, bir yandan da olası bir savaşa karşı Türkiye’nin güvenliği için hazırlıklar yaptırıyordu.

Çıkabilecek bir savaşta, Türkiye’nin savaşa girmeyip tarafsız kalması ve barış içinde yaşamaya çalışması gerektiğini belirtmiştir.

  1. DÜNYA SAVAŞI (1939–1945)

Savaşın Sebepleri:

  1. Almanya’nın I. Dünya Savaşı sonrası elde ettiği sömürgelerini kaybetmesi
  2. Almanya devlet başkanı Hitler’in izlediği ırkçı politika
  3. Almanya ve İtalya’nın silahlanması
  4. Dünya Savaşı’nın yol açtığı ekonomik bunalım
  5. Dünya Savaşı’ndan sonra imzalanan antlaşmaların devletleri memnun etmemesi (özellikle Versay Antlaşması’nın ağır koşulları)
  6. İtalya’nın 1935’te Habeşistan’ı işgal etmesi, Almanya’nın Ren bölgesini silahlandırması
  7. İtalya’nın I. Dünya Savaşı galibi olmasına karşın ağır ekonomik sorunlar yaşaması
  8. Milletler Cemiyeti’nin işlemez duruma gelmesi, barışı koruyamaması
  9. Almanya’nın 1938 yılında Avusturya ve Çekoslovakya’yı işgal etmesi
  10. Japonya’nın Mançurya’yı alarak güçlenmesi ve Avrupalılara rakip olmaya başlaması

Savaşın Gelişmesi

Almanya ve İtalya 1936’da “Mihver Devletler” grubunu, İngiltere ve Fransa “Müttefik Devletler”            grubunu oluşturdular. 1 Eylül 1939’da Almanya’nın Polonya’yı işgal etmesiyle savaş başladı. Bunun üzerine İngiltere ve Fransa, Almanya’ya savaş ilan ettiler. İtalya, Japonya, Bulgaristan, Macaristan, Romanya, Almanya’nın yanında yer aldılar. Almanya Fransa’yı, İtalya Balkanları işgal etti.

Rusya ve ABD, İngiltere ve Fransa’nın yanında yer aldı. İngiltere bu devletlerin de desteğini alarak Akdeniz’deki üstünlüğü ele geçirdi. İngiliz ve Amerikan kuvvetleri İtalya’ya asker çıkararak İtalya’nın saf dışı kalmasını sağladılar.

Savaş kısa zamanda Dünya’ya yayıldı. Almanya Rusya’ya, Japonya ise ABD’nin Pasifik Filosunun üssü Pearl Harbour’a saldırdı.

İngiltere, Fransa ve Amerika Normandiya çıkarmasını yaparak Almanya’nın teslim olmasını sağladı. Pearl Harbour baskınının karşılığını vermek isteyen Amerika, Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine atom bombası attılar (yüz binlerce insan ölmüş, milyonlarca insan sakat kalmış). Japonya teslim oldu. Japonya’nın teslim olmasıyla savaş sona erdi.

NOT: Tarihte ilk atom bombası II. Dünya Savaşı sırasında Amerika tarafından Japonya’ya karşı kullanılmıştır.

NOT: II. Dünya Savaşı’nın başlangıç tarihi olan 1 Eylül savaş sonrası “Dünya Barış Günü” olarak kabul edildi.

Savaşın Sonuçları:

  1. 45 milyonu sivil, toplam 55 milyon insan öldü.
  2. Almanya, doğu ve batı olmak üzere ikiye ayrıldı (1990 yılında yeniden birleşti).
  3. Kimyasal silahların etkisi görüldü. ABD Japonya’ya karşı atom bombası kullandı. Böylece nükleer silahlar ilk kez kullanıldı.
  4. Milletler Cemiyeti dağıldı, yerine Birleşmiş Milletler kuruldu (1945).
  5. Yalta Konferansı (Kırım’da) ile ABD ve Sovyetler Birliği dünyayı nüfuz bölgelerine ayırdılar. Yani Avrupa’da iki etki alanı ortaya çıktı (Sovyetler Birliği ile Amerika’nın etki alanı).
  6. Dünya barışı ve güvenliğini sağlamak amacıyla örgütler kuruldu (NATO, Varşova Paktı).
  7. Avrupa’nın siyasi haritası değişti.
  8. İtalya On iki Ada’yı Yunanistan’a bıraktı (1947).
  9. Arap-İsrail Savaşı sonunda ABD ve İngiltere’nin desteğiyle Filistin’de İsrail Devleti kuruldu (1948).
  10. İngiltere ve Fransa’nın sömürgeleri bağımsızlıklarını kazandılar (Hindistan, Pakistan, Cezayir, Mısır gibi).
  11. Dünya Savaşı’nda Türkiye’nin Tutumu
  • Türkiye, tarafsızlık politikası izlemesine rağmen seferberlik ilan edildi. Ekonomi askeri harcamalara yönlendirildi. Bu nedenle kalkınma ve sanayileşme yavaşladı. Üretim düştü, 2. ve 3. Kalkınma Planları uygulanamadı.
  • Mihver ve Müttefik devletler, Türkiye’nin stratejik konumu nedeniyle kendi yanlarına çekmek istiyorlardı.
  • Churchil 30 Ocak 1943’te İsmet İnönü ile Adana’da görüşerek savaşa girmesini istedi.
  • Sovyetler Birliği lideri Stalin 1943’te Tahran’da Türkiye’nin savaşa girmesini istedi. 4–6 Aralık 1943’te Türkiye ile müttefik devlet lideri Kahire’de yeniden görüştü.
  • Türkiye, araç-gereç yardımı yapılmadan savaşa girmeyeceğini bildirdi.
  • Türkiye Almanya ile 18 Haziran 1941’de saldırmazlık antlaşması imzalandı. Alman güçlerinin Ruslar tarafından durdurulması üzerine Türkiye üzerinde Rus tehdidi başladı.
  • Türkiye 2 Ağustos 1944’te Almanya ile ilişkilerini kesti.
  • 23 Şubat 1945 yılında Almanya ve Japonya’ya savaş ilan etti. Ancak savaşın sonu belli olduğundan Türkiye fiili olarak savaşa katılmadı.

DEMOKRASİ YOLUNDA TÜRKİYE

ÇATIŞMA YOK AMA…

Birleşmiş Milletler

Berlin Duvarı’nın Yıkılışı

Batı Bloku (NATO)

Doğu Bloku (Varşova Paktı)

KORE SAVAŞI VE NATO’YA ÜYELİK

Kore Savaşı

NATO’ya Üyelik

TÜRKİYE İÇİN YENİ DÖNEM

ATATÜRK’ÜN TÜRK ORDUSUNA MESAJI

TÜRK ORDUSU KIBRIS’TA

HEDEF TÜRKİYE

SORUN NEDEN ERMENİLER

SSCB DAĞILDIKTAN SONRA

KÖRFEZ’DE SAVAŞ

AVRUPA BİRLİĞİ (AB)’NE DOĞRU  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir